Mersin’in Mezitli ilçesinde, modern yaşamla iç içe geçmiş bir tarih hazinesi olan Soli Pompeipolis, Kilikya bölgesinin en önemli liman kentlerinden biri olarak binlerce yıl Akdeniz ticaretinin kalbinde yer almıştır. Günümüzde ayakta kalan görkemli sütunlu caddesi ve antik limanın izleriyle, geçmişin ihtişamını bugüne fısıldayan bu kent, arkeoloji ve tarih meraklıları için eşsiz bir açık hava müzesi niteliğindedir.

Kökenler ve Pers Hâkimiyeti: Bir Liman Kentinin Doğuşu
Soli’nin erken tarihine dair kesin bilgiler sınırlı olsa da, coğrafi konumu onun erken dönemlerden itibaren bir yerleşim yeri olabileceğine işaret eder. Kentin kayıtlı tarihi, M.Ö. 6. yüzyıl ortalarından itibaren başlar ve Büyük İskender’in gelişine kadar süren Pers egemenliği dönemine denk gelir. Ancak, Pers İmparatorluğu’nun merkeziyetçi yapısına rağmen, Soli’nin bu dönemde bile belirli bir özerklik seviyesini koruduğu anlaşılmaktadır. Bu durumun en somut kanıtı, M.Ö. 5. yüzyılda kentte basılmış olan sikkelerdir. Kendi adına sikke basma yetkisi, Soli’nin ekonomik gücünün ve yarı bağımsız siyasi statüsünün bir göstergesi olarak değerlendirilir.
Helenistik Parlak Dönem ve Romalı Komutanın Mirası
Büyük İskender’in ardından kurulan Helenistik krallıklardan Seleukos İmparatorluğu altında Soli, parlak bir döneme adım attı. Seleukosların güçlü donanması ve gelişen ticaret ağı, stratejik limanı sayesinde kente büyük refah getirdi. Ancak, M.Ö. 1. yüzyılda Seleukos otoritesinin zayıflaması, bölgeyi kaosa sürükledi. Armenia Kralı II. Tigranes, Kilikya’yı işgal ederek Soli’yi yağmaladı ve nüfusunu sürgüne zorladı. Kent neredeyse hayalet bir kasabaya dönüştü.
Bu karmaşaya son vermek için gelen Romalı general Gnaeus Pompeius Magnus (Pompey), M.Ö. 67 yılında Toros Dağları’nda yuvalanmış korsanları büyük bir operasyonla mağlup etti. Aldığı radikal bir kararla, eski korsanların bir kısmını, nüfusu azalan Soli’ye yerleştirdi. Bu hamleyle kenti yeniden canlandırmayı ve aynı zamanda eski korsanları kontrol altında, üretici bir hayata teşvik etmeyi amaçladı. Bu tarihi olay, kentin kimliğinde kalıcı bir değişikliğe yol açtı. Grekçe ‘Soloi’ ve Latince ‘Soli’ olan kentin adı, onu yeniden kuran komutana bir saygı ifadesi olarak Pompeiopolis (Pompeius’un Kenti) olarak değiştirildi. Kent zamanla çift isimle, Soli Pompeipolis olarak anılır oldu.
Roma Barışı Altında Altın Çağ
Roma İmparatorluğu’nun istikrarı ve güvenliği sağlayan Pax Romana (Roma Barışı) dönemi, Soli Pompeipolis için gerçek bir altın çağ oldu. Kent, Kilikya eyaletinin önemli bir limanı ve ticaret merkezi olarak yeniden yükseldi. Bu gelişime en büyük desteklerden biri, seyahatleriyle ünlü İmparator Hadrianus‘tan geldi. MS 130 yılında Anadolu gezisi kapsamında Soli’yi de ziyaret eden Hadrianus, antik limanın genişletilmesi ve modernize edilmesi için önemli mali kaynak sağladı. Bu imparatorluk hamlesi, kentin Akdeniz ticaret ağındaki konumunu iyice güçlendirdi.
Ayrıca, kentin sütunlu caddesinin inşası ve anıtsal yapılarla donatılması da büyük olasılıkla bu refah döneminde gerçekleşti. Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Soli, dini bir merkez haline de geldi ve bir piskoposluk makamı olarak kayıtlara geçti.
Gerileme ve Unutuluş: Depremler ve Akınlar
Soli Pompeipolis’in görkemli tarihi, doğal afetler ve siyasi çalkantılarla kesintiye uğradı. MS 525 yılında meydana gelen büyük deprem, Akdeniz’deki birçok kent gibi Soli’yi de ağır şekilde tahrip etti. Toplumun kaynaklarını ve enerjisini yeniden inşa sürecine kanalize etmesi gerekti. Tam toparlanma fırsatı bulamadan, bu kez de 7. yüzyılda başlayan Arap akınları bölgeyi tehdit etmeye başladı. Bu sürekli askeri tehdit, ticaret yollarını sekteye uğratarak kentin ekonomik hayatını felç etti. Zamanla limanın kısmen dolması ve coğrafi şartların değişmesiyle birlikte, kent önemini yitirdi ve nihayetinde terkedildi. Orta Çağ boyunca unutulan kent, toprak altında kaldı.
Günümüzde Ayakta Kalan Anıtsal Miras
-
yüzyılda bölgeyi ziyaret eden Avrupalı gezginlerin notlarında bahsettikleri tiyatro, tapınak ve hamam gibi yapılar ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Modern Mezitli yerleşimi antik kentin üzerine yayılmış durumdadır. Buna rağmen, Soli Pompeipolis ziyaretçilerini etkilemeyi başaran üç önemli kalıntıya ev sahipliği yapmaktadır:
1. Sütunlu Cadde (Kolonnad Cadde):
Kentin en ikonik ve görkemli kalıntısı, limandan kent merkezine uzanan bu anıtsal caddedir. Bugün toplam 33 sütun ayakta durmaktadır. Bunların 29’u doğu, 4’ü batı sırasına aittir. Korinth düzenindeki sütun başlıklarının bazıları bitkisel motiflerin yanı sıra, kartal gibi figürlü betimlemelerle süslenmiştir. Sütun gövdeleri üzerindeki yazıtlardan ve destek çıkıntılarından (konsol), burada bir zamanlar Roma imparatorlarının ve önemli yöneticilerin mermer büstlerinin sergilendiği anlaşılmaktadır. Cadde, kentin Roma dönemindeki zenginliğinin ve anıtsal mimariye verdiği değerin en somut kanıtıdır.
2. Antik Liman Kalıntıları:
Soli Pompeipolis, antik liman yapılarının su üstündeki kalıntılarının hâlâ açıkça görülebildiği ender yerlerden biridir. Liman, birbirinden yaklaşık 200 metre aralıklarla yerleştirilmiş iki büyük dalgakırandan oluşuyordu. Batıdaki dalgakıran daha iyi korunmuş olup, yaklaşık 160 metre uzunluğunda ve 23 metre genişliğindedir. Büyük kireçtaşı blokların demir kenetler ve kurşun dolgularla birbirine nasıl kenetlendiğini gösteren izler hâlâ seçilebilmektedir. Bu, Roma mühendisliğinin dayanıklılık anlayışının muhteşem bir örneğidir. Doğudaki dalgakıran ise büyük ölçüde yıkılmış veya sular altında kalmış durumdadır.
3. Soli Höyük:
Antik kentin hemen yanında yükselen, yaklaşık 22 metre yüksekliğinde ve 300 metre çapında bir höyük bulunur. Bu höyük, kentin tarih öncesi dönemlerine ve en erken yerleşimine ışık tutabilecek potansiyele sahiptir. Yapılan yüzey araştırmalarında, Erken Demir Çağı’ndan Roma Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimine tarihlenen seramik parçaları bulunmuştur. Höyük, henüz kazılmamış olmasına rağmen, Soli’nin köklerinin tahmin edilenden çok daha eskilere dayandığını göstermektedir.
Soli Pompeipolis, sadece bir sütun dizisinden ibaret değil, binlerce yıllık bir medeniyetler kesişim noktasının sessiz tanığıdır. Pers, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşıyan bu kent, Akdeniz’in dalgalarının şekillendirdiği tarihin görkemli bir sayfasını oluşturmaktadır.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi