Tarsus şehir merkezinde, kadim sokakların ortasında yükselen Tarsus Ulu Cami, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda Anadolu Türk mimarisinin Selçuklu, Memlûk ve Osmanlı geleneklerini harmanlayan, bölgeye özgü bir üslubun en görkemli örneklerinden biridir. “Cami-i Nur” (Nur Camii) olarak da anılan bu yapı, hem dini hem de kültürel bir odak noktası olarak, yüzyıllardır şehrin tarihine ve silüetine damgasını vurmuştur.

Tarihi ve Banisi: Ramazanoğulları’nın İzinde
Caminin inşası, 1579 yılında, bölgede önemli bir Türkmen beyliği olan Ramazanoğulları Beyliği döneminde gerçekleşmiştir. Banisi (yaptıranı), Ramazanoğlu Beyi Pîrî Paşa‘nın oğlu İbrahim Bey‘dir. Ramazanoğulları, Adana ve Tarsus çevresinde yaklaşık üç yüz yıl hüküm sürmüş, hem mimari hem de kültürel açıdan derin izler bırakmış bir hanedandır. Tarsus Ulu Cami, bu beylik döneminin siyasi istikrarını, ekonomik gücünü ve sanata verdiği değeri yansıtan en önemli anıtsal eserlerinden biri olarak kabul edilir. Caminin inşa edildiği 16. yüzyılın sonları, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgede hakimiyetinin pekiştiği, ancak yerel mimari geleneklerin de canlılığını koruduğu bir döneme işaret eder.
Dış Mimari ve Anıtsal Giriş
Caminin en çarpıcı dış özelliklerinden biri, kuzey cephesinde yer alan anıtsal taç kapısıdır. Bu kapı, caminin genel üslubundan farklı olarak belirgin bir şekilde Memlûk mimarisi izlerini taşır. Siyah ve beyaz mermerlerin alternatif dizilimiyle oluşturulan geometrik ve girift desenler (ablak), Suriye ve Mısır’daki Memlûk yapılarında sıklıkla görülen bir tekniktir. Bu durum, Tarsus’un coğrafi ve kültürel olarak bir geçiş bölgesinde bulunmasının mimariye yansıması olarak değerlendirilir. Kapı, oymacılık sanatının incelikli örnekleriyle süslenmiştir.
Bu taç kapıdan, caminin bir diğer göz alıcı bölümü olan son cemaat yerine (revaklı avlu) geçilir. Burası, adeta bir sütun ormanı görünümündedir. Doğu-batı doğrultusunda sıralanan on dört adet baklava dilimli (pahlı) sütun, üzerlerini örten on altı kubbeyi taşır. Sütunların bu özel şekli ve kubbe sayısının çokluğu, son cemaat yerine olağanüstü bir ferahlık ve ritmik bir güzellik kazandırır. Kubbeler, orijinal kiremit kaplamaları ile örtülüdür. Dikdörtgen planlı avlu, düzgün taş levhalarla kaplıdır ve ortasında, 1905 tarihli bir onarım kitabesini de barındıran on iki musluklu zarif bir şadırvan yer alır. Bu avlu, ibadete hazırlık ve sosyal buluşma alanı olarak tasarlanmıştır.

İç Mekan ve Mimari Detaylar
Caminin ana ibadet mekanına, son cemaat yerindeki beş kapıdan girilir. İç mekanın en dikkat çekici özelliği, mekana dikine yön veren ve birbirine “İran Kemeri” (Tudor kemeri veya yarı sivri kemer) olarak adlandırılan kemerlerle bağlanmış sütun dizileridir. Bu kemer formu, Selçuklu mimarisinden izler taşır ve mekana görsel bir dinamizm katar.
Caminin tümüyle kesme taş kullanılarak inşa edilmiş olması, ona sağlam ve heybetli bir karakter kazandırır. Çatı örtüsü ise geleneksel ahşap malzemedendir. İç mekanın mihverlerini oluşturan minber, mihrap ve müezzin mahfili, işlemeli mermerden yapılmış olup, Osmanlı dönemi taş işçiliğinin zarif örneklerini sergiler.
Minare ve Saat Kulesi: Zamanın İşaretleri
Caminin siluetini tamamlayan iki önemli yapı, minare ve saat kulesidir. Tek şerefeli minare, ilginç bir şekilde camiden çok daha eskidir ve 1363 yılına tarihlenmektedir. Bu, minarenin, caminin inşasından önce burada bulunan başka bir yapıdan (muhtemelen daha eski bir mescit veya medrese) kalmış olabileceğini düşündürür. Minare, Selçuklu-Osmanlı geçiş üslubunun karakteristik özelliklerini taşır.
Caminin kuzeydoğu köşesinde ise, sekizgen kaideli, son dönem Osmanlı mimarisini yansıtan bir saat kulesi yükselir. Bu ek yapı, 19. yüzyılın sonları veya 20. yüzyılın başlarında, şehir hayatına modern bir zaman disiplini getirmek amacıyla inşa edilmiştir ve cami külliyesine farklı bir işlev katmıştır.
Türbe Bölümü: Peygamber Makamları ve Halife Kabri
Caminin doğu tarafında, ayrı bir bölüm olarak inşa edilmiş bir türbe bulunmaktadır. Bu türbe, Ulu Cami’yi aynı zamanda önemli bir ziyaretgah (manevi merkez) haline getirmiştir. Türbede, inanışa göre üç önemli şahsiyetin makamı/kabri bulunur:
-
Hz. Şit Makamı: İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık inançlarına göre, Hz. Âdem’in üçüncü oğlu olan peygamber.
-
Lokman Hekim Makamı: Kuran-ı Kerim’de adı geçen, hikmet sahibi olarak bilinen şahsiyet. Hekimlikle özdeşleşmiştir.
-
Halife Mem’un’un Kabri: Abbasi Halifesi Mem’un (Ma’mūn), 833 yılında, Bizans seferi dönüşünde Pozantı’da vefat etmiş ve naaşı Tarsus’a getirilerek buraya defnedilmiştir.
Bu üç ismin aynı yerde bulunması, Tarsus Ulu Cami’ye dinler ve kültürler tarihi açısından da son derece zengin ve derin bir manevi boyut kazandırmaktadır.
Tarsus Ulu Cami, işte bu özellikleriyle, farklı dönemlerin (Memlûk, Selçuklu, Osmanlı), farklı malzemelerin (renkli mermer, kesme taş, ahşap) ve farklı inanç katmanlarının (İslam peygamberleri, Abbasi halifesi) bir arada uyum içinde görülebildiği, yaşayan bir tarih ve sanat abidesidir.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi