Justinianus Köprüsü, halk arasında daha çok Baç Köprüsü adıyla bilinen, Mersin’in Tarsus ilçesi girişinde, tarihi Adana-Ankara karayolu üzerinde konumlanmış, Bizans İmparatorluğu’nun görkemli mühendislik mirasından günümüze ulaşan önemli bir yapıdır. Köprü, 6. yüzyılda, Bizans İmparatoru I. Justinianus (Jüstinyen, saltanatı: 527-565) döneminde, antik Tarsus şehrini sulayan ve aynı zamanda taşkın tehlikesi yaratan Berdan Çayı (antik adıyla Kydnos) üzerine inşa ettirilmiştir. İmparator Justinianus, Konstantinopolis’te Ayasofya’nın yeniden inşası da dahil olmak üzere, imparatorluğun dört bir yanında muazzam bir imar faaliyeti başlatmıştı ve bu köprü, onun Anadolu’daki altyapı projelerinin somut bir örneğidir.

Tarihsel İşlevi ve “Baç” İsminin Kökeni
Köprünün birincil işlevi, Berdan Çayı’nın özellikle kış aylarındaki şiddetli taşkınlarını kontrol altına alarak Tarsus şehrini su baskınlarından korumak ve aynı zamanda şehrin doğuya, Adana yönüne olan ulaşım bağlantısını kesintisiz ve güvenli kılmaktı. Orijinal halinin yirmi bir gözlü devasa bir yapı olduğu tarihi kaynaklardan bilinmektedir. Bu haliyle sadece bir geçit değil, aynı zamanda bir su regülatörü işlevi de görüyordu.
Köprüye verilen “Baç” ismi, onun sosyo-ekonomik tarihine ışık tutar. “Baç” kelimesi, geçiş ücreti, gümrük vergisi veya köprü geçiş parası anlamına gelmektedir. Köprünün stratejik konumu nedeniyle, üzerinden geçen ticaret kervanlarından, yolculardan ve taşınan mallardan bir geçiş vergisi (köprü mürüriyesi) alınırdı. Bu uygulama, köprünün bakım masraflarını karşılamanın yanı sıra, devlet için bir gelir kaynağı oluşturuyordu. İsmi, yüzyıllar boyunca bu işleviyle anılarak günümüze kadar gelmiştir.
Mimari Özellikleri ve Günümüzdeki Durumu
Ne yazık ki, zamanla çay yatağının değişmesi, taşkınlar, yeni yolların açılması ve şehirleşmenin genişlemesi gibi nedenlerle, köprünün büyük bölümü toprak altında kalmış veya yok olmuştur. Günümüzde, orijinal yirmi bir gözden sadece üç tanesi açıkta ve görülebilir durumdadır. Ancak bu üç kemer bile, yapının tarihi ve mimari karakterini yansıtmaya yetmektedir.
-
Kemer Çeşitliliği: Mevcut üç kemer, köprünün farklı dönemlerde onarıldığını gösteren ilginç bir karışım sunar. İki kemer yuvarlak (Roman tarzı), bir kemer ise sivri formludur. Sivri kemer, tipik olarak Selçuklu ve sonrasındaki İslami mimari dönemlerde yaygın olarak kullanılan bir formdur. Bu da köprünün, Bizans döneminden sonra, özellikle Selçuklu hakimiyeti sırasında büyük bir onarım gördüğünü ve işlevselliğinin sürdürüldüğünü kanıtlar. Yuvarlak kemerlerden birinin diğerinden daha büyük olması, orijinal dizayndaki farklı açıklıkların bir yansıması olabilir.
-
Sağır Açıklık ve Sütunlar: Köprüdeki en dikkat çekici detaylardan biri, kemerlerden birinin yanında yer alan ve “sağır açıklık” olarak adlandırılan bölümdür. Bu kısımda, yatay konumda dizilmiş dokuz adet mermer sütun görülmektedir. Bu sütunların, muhtemelen antik Tarsus’taki daha eski yapılardan (bir tapınak, kamu binası veya başka bir köprüden) sökülerek burada devşirme malzeme olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Bu uygulama, hem pratik bir çözüm hem de Roma/Bizans mühendisliğinde sık görülen bir yöntemdi.
-
Taş İşçiliği: Köprüde kullanılan taşların yüzeyleri “çentikli” ve “hafif bosajlı”dır. Yani, taşların birleşim yüzeyleri pürüzlü (çentikli) bırakılarak harçla daha iyi kenetlenmesi sağlanmış, ancak dışa bakan cepheleri hafifçe şişkin (bosajlı) işlenerek daha estetik ve monumentel bir görünüm elde edilmiştir. Bu, dönemin kaliteli ve bilinçli taş işçiliğinin bir göstergesidir.
Arkeolojik ve Kültürel Önemi
Justinianus Köprüsü, sıradan bir ulaşım aracı olmanın ötesinde bir anlam taşır. Bir imparatorluk emriyle inşa edilmiş olması, 6. yüzyıl Bizans devlet anlayışının ve merkezi planlamasının bir ürünüdür. Hem taşkın kontrolü hem de vergi toplama işlevi, devletin kamu düzeni ve ekonomi politikalarındaki rolünü yansıtır. Selçuklular tarafından onarılmış olması ise, Anadolu’daki kültürel sürekliliğin ve önemli altyapıların yeni hakimler tarafından da sahiplenilip korunduğunun güzel bir örneğidir. Toprak altında kalan bölümlerinin arkeolojik potansiyeli ise oldukça yüksektir; kazı çalışmaları, köprünün tam planı, ayaklarının mühendislik detayları ve belki de çevresindeki diğer tarihi kalıntılar hakkında yeni bilgiler sunabilir.
Günümüzde modern yolların gölgesinde kalmış, sadece üç kemeriyle varlığını sürdüren Justinianus (Baç) Köprüsü, Tarsus’un binlerce yıllık tarihinde sessizce duran önemli bir tanıktır. Justinianus’un imar vizyonunu, Bizans mühendisliğini, Selçuklu onarım geleneğini ve antik malzemenin yeniden kullanım pratiğini aynı anda üzerinde barındıran bu yapı, sadece taştan bir köprü değil, canlı bir tarih katmanıdır. Adının taşıdığı “Baç” (geçiş ücreti) kelimesi ise, onun geçmişteki sosyo-ekonomik işlevini unutturmayan somut bir hafıza işaretidir. Tarih ve kültür mirasına ilgi duyan herkes için, Tarsus’a girişte ilk karşılaşılan bu anıtsal kalıntı, şehrin derin geçmişine açılan sembolik bir kapı niteliğindedir.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi