Sümela Manastırı, Trabzon’un Maçka ilçesindeki Altındere Vadisi’nin sarp kayalıklarına oyulmuş etkileyici bir yapılar topluluğudur. İnşasına MS 385 yılında başlanan manastır, Atinalı iki keşiş olan Barnabas ve yeğeni Sophronios’un buradaki bir mağarada ilk keşiş hücrelerini oluşturmasıyla kurulmuştur.

Bizans İmparatoru I. Justinianus (MS 527-565), manastırın onarılmasını ve genişletilmesini emretmiştir. MS 650 yılında Arap akınları sırasında yağmalanıp tahrip edilen manastır, daha sonra Danişmendliler Beyliği döneminde restore edilerek yeniden işlev kazanmıştır.
Sümela Manastırı, en parlak dönemini Trabzon İmparatorluğu hükümdarları III. Alexios (1349-1390) ve I. Manuel (1390-1417) zamanında yaşamıştır. Bu dönemde manastır, 72 odası, şapelleri, misafirhanesi, kütüphanesi ve kutsal ayazmasıyla önemli bir dini ve kültürel merkez haline gelmiştir. Osmanlı döneminde de faaliyetine devam eden manastır, 1923’ten sonra kullanılmamış ve 2010 yılında başlayan kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından 2022’de yeniden ziyarete açılmıştır.
Sümela Manastırı, 4. yüzyılda Bizans İmparatorluğu döneminde inşa edildi. Kurucuları Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronios adlı iki keşiştir.
Sümela Manastırı, Trabzon’un Maçka ilçesinde, Altındere Vadisi’nin sarp yamacına konumlanır. Manastır, deniz seviyesinden yaklaşık 1.150 metre yükseklikte yer alır. İnşa süreci 386 yılında başladı. Bu dönemde Bizans İmparatoru I. Theodosius tahtta bulunuyordu. Barnabas ve Sophronios, manastırı Meryem Ana’ya ithaf ederek kurdu. Yapının adı Yunanca “melas” yani “siyah” kelimesinden türedi. Bu isim, manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’dan esinlenerek verildi. Ayrıca, içerideki Meryem Ana ikonunun siyah rengi de bu adlandırmayı destekler.
Manastır, ilk kurulduğunda küçük bir ibadet yeri olarak hizmet verdi. Zamanla ek yapılar eklendi. 6. yüzyılda İmparator Justinianus, manastırı genişletme talimatı verdi. Bu dönemde bölgeye gelen komutan Belisarios, yapıyı büyüttü. 13. yüzyılda Trabzon Komnenosları döneminde manastır yeniden önem kazandı. III. Aleksios, yapıya yeni bölümler ekletti. Bu dönemde freskler ve duvar süslemeleri yoğunlaştı. 14. ve 15. yüzyıllarda manastır, eğitim ve dinî merkez olarak kullanıldı. Osmanlı döneminde ise manastır korunarak faaliyetini sürdürdü. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethinden sonra manastırın varlığına dokunulmadı. Osmanlı padişahları, manastıra fermanlarla haklar tanıdı. Bu sayede manastır, Rum Ortodoks topluluğu için önemli bir merkez olmaya devam etti.
Manastırın mimarisi, kayalara oyulmuş yapısıyla dikkat çeker. Ana kaya kilisesi, öğrenci odaları, mutfak, kütüphane ve misafirhane gibi bölümler içerir. Su ihtiyacını karşılamak için dağdan gelen bir su kemeri kullanıldı. İç mekânda yer alan freskler, İncil’den sahneleri betimler. Özellikle Meryem Ana’nın hayatını anlatan resimler öne çıkar. 18. yüzyılda yapılan restorasyonlarla freskler yenilendi. 19. yüzyılda ise manastır en görkemli dönemini yaşadı. Bu dönemde zengin bağışlar alındı, yapılar restore edildi. 1923 yılında Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesiyle manastır boşaltıldı. Rum keşişler bölgeden ayrıldı. Manastır uzun süre terk edildi. 20. yüzyılın sonlarında Kültür Bakanlığı restorasyon çalışmalarına başladı. 2010 yılında turizme açıldı. 2015’te başlayan kapsamlı restorasyon süreci 2020’de tamamlandı. Günümüzde manastır, hem kültürel miras hem de turistik cazibe merkezi olarak hizmet verir.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi