Sultanpınar Yaylası: Sakarya’nın 1200 Metredeki Nefes Durağı

Sakarya deyince akla ilk gelen şeyler arasında yaylalar pek yer almaz. Oysa bu il, Marmara Bölgesi’nin doğu ucunda, Karadeniz’in nemli yüzüyle Anadolu’nun içlerine doğru uzanan geçit bölgesinde öyle bir konumlanmıştır ki, şaşırtıcı derecede yüksek ve el değmemiş yaylalara ev sahipliği yapar. İşte bunlardan biri, belki de en özel olanı, Sultanpınar Yaylası ’dır.

Sultanpınar Yaylası

Ulaşım ve Konum: Adapazarı’ndan Akyazı’ya, Oradan Yukarılara

Sultanpınar Yaylası’na ulaşmak için önce Sakarya’nın merkezi Adapazarı’ndan yola çıkıp güneydoğuya, Akyazı ilçesine doğru gitmek gerekir. Akyazı, Sakarya’nın dağlık kesimine açılan bir kapı gibidir. Buradan itibaren yol yavaş yavaş yükselmeye başlar, düz ovalar geride kalır, yerini virajlı ama güzel döşenmiş bir dağ yoluna bırakır. Yokuş yukarı çıkarken aynada geride kalan ovayı izlemek başlı başına bir keyiftir. Yaklaşık 1200 metre rakıma ulaşıldığında, yol birden açar ve Sultanpınar Yaylası karşınıza seriliverir. Toplu taşıma ile gelmek pek mümkün değildir; en sağlıklısı özel araçla ya da bir turlu doğa gezisi kapsamında gelmektir.

Bir Plato Görünümü: Yaylalar Denizi

Sultanpınar’ı diğer birçok yayladan ayıran en belirgin özelliklerinden biri, tek başına bir yayla olmaktan çok, çevresindeki onlarca yaylayla birlikte adeta bir plato görünümü sergilemesidir. Çevrede Küçükboğaz Yaylası, Büyükboğaz Yaylası, Acelle Yaylası gibi isimler duyarsınız; bunların hepsi Sultanpınar’ın yakın komşularıdır. Aralarında düz ve hafif dalgalı patikalarla geçiş yapılabilir. Bu yüzden bölgeye gelen doğaseverler genellikle bir günde birden fazla yaylayı dolaşacak şekilde plan yaparlar. Ancak Sultanpınar, bu ailenin en geniş ve en düzenli düzlüğüne sahip olanıdır. İnsanın üzerinde yürürken sonsuz bir yeşil halının üzerinde ilerlediğini hissettiği, ufuk çizgisinin ağaçlarla buluştuğu bir açıklıktır burası.

Sultanpınar Yaylası

İki Orman Kuşağı: Karışıktan İğneye Yolculuk

Sultanpınar Yaylası’nın bitki örtüsü, rakımla birlikte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini gözler önüne serer. Yaylanın alt sınırlarında, yani aşağı kesimlerde ve çevredeki vadilerde, karışık ormanlar uzanır. Burada gürgen, kayın, kestane, ıhlamur ve zaman zaman meşe ağaçları iç içe geçmiştir. Sonbaharda bu ormanın renk cümbüşü muhteşemdir; sarının, kırmızının, turuncunun her tonunu bir arada görmek mümkündür.

Yaylanın üst sınırlarına doğru çıkıldıkça, karışık orman yavaşça yerini köknar ormanlarına bırakır. Bu geçiş oldukça belirgindir. Köknarlar, dimdik ve sessiz bir orman oluşturur. Altlarında neredeyse hiç çalılık yoktur; toprak, yıllar boyunca biriken ibrelerle yumuşacık bir hal alır. Bu köknar kuşağında yürümek, katedral benzeri bir sessizliğin içinde ilerlemek gibidir. Rüzgâr çıktığında ise ağaçların tepelerinde uğuldayan bir ses duyulur; bu ses, yaylaya ayrı bir ruhani hava katar.

Geniş Düzlük ve Ormanın Kucaklaması

Sultanpınar Yaylası’nın kalbi, ormanla çevrili geniş ve düzlük bir alanda atar. Burası öyle bir açıklıktır ki, etrafınızda dört bir yanınız ağaçlarla sarılıdır ama üzerinizde gökyüzü uçsuz bucaksızdır. Düzlük o kadar geniştir ki, insanlar buraya çadırlarını kurar, çocuklar koşup oynar, piknik örtüleri serilir. Yine de asla kalabalık ve gürültülü olduğu söylenemez; çünkü yayla o kadar büyüktür ki, onlarca grup aynı anda gelse bile birbirinin sesini duymaz. Yeşilin bu kadar çok tonunu bir arada görebileceğiniz ender yerlerden biridir. Uzaktan baktığınızda, ormanın koyu yeşiliyle çayırın açık yeşili arasında âdeta bir kontrast oluşur.

Huzur Verici Ortamın Sırrı

Sultanpınar’ın insana verdiği huzurun birkaç sırrı vardır. Birincisi, yüksek rakımın getirdiği serin ve temiz havadır. Şehirden gelip de burada ilk derin nefesi alan herkes, ciğerlerine dolan havanın ne kadar farklı olduğunu hemen fark eder. İkincisi, suyun bolluğudur. Zaten “Sultanpınar” adı da bir pınardan, bir su kaynağından gelir. Yaylanın çeşitli noktalarından tatlı sular fışkırır; bu sular öyle durudur ki, şişenize doldurup içebilirsiniz. Üçüncü sırrı ise kuş sesleridir. Sabahın erken saatlerinde yaylaya bir sessizlik çöker, sonra yavaşça kuşların şarkısı başlar. Ardıç kuşları, ispinozlar, ağaçkakanlar… Bu seslerin armonisi, en pahalı ses terapisinden daha etkilidir.

Yayla Hayatı ve Ziyaretçilere Öneriler

Sultanpınar’da konaklamak mümkündür. Yaylada birkaç küçük pansiyon ve yayla evi bulunur; ayrıca çadır kurmak isteyenler için de bolca düz ve güvenli alan vardır. Ancak yaylanın elektrik ve su gibi alt yapısı sınırlı olduğu için, konaklama öncesinde önceden araştırma yapmak iyi olur. Yanınızda mutlaka su, atıştırmalık, yedek kıyafet (akşamları hava önemli ölçüde serinler) ve iyi bir yürüyüş ayakkabısı bulundurmalısınız. Telefon çekimi merkezde idare eder düzeydedir, bu da bir açıdan iyidir: kimse sizi iş telefonlarıyla rahatsız edemez.

Yaylaya çıktığınızda yapılacak en güzel şey, sabah erkenden uyanıp sisin dağılmasını izlemek, sonra kahvaltıdan önce çevrede kısa bir yürüyüş yapmak ve ardından bir çimenliğe uzanıp gökyüzüne bakmaktır. Akşamüstü güneş batarken, ormanın kenarına oturup ışığın ağaç gövdelerinde oynaştığını seyretmek ise unutulmaz bir deneyimdir.

Sakarya’nın Saklı Tahtı

Sakarya dendiğinde çoğu insanın aklına Sapanca, Poyrazlar Gölü ya da Acarlar Longozu gelir. Oysa Sultanpınar Yaylası, bu listenin en tepesinde olmayı hak eden, ama nedense biraz geri planda kalmış bir doğa harikasıdır. Belki de bu, onun için bir şanstır. Çünkü tam da bu yüzden bozulmamıştır, beton yığınına dönmemiştir, hâlâ gerçek bir yayla olarak kalabilmiştir. Sultanpınar’a giden, orada bir gece geçiren, sabah çayını pınar suyuyla demleyen herkes, şehre döndüğünde içinde bir parça huzur taşır. Ve bir daha ne zaman Sakarya yolu düşse, aklının bir köşesinde hep o yemyeşil düzlük, o köknar ormanının sessizliği ve o pınarın duru suyu vardır.

Ayrıca bakınız

Karagöl Yaylası - Sakarya

Karagöl Yaylası: Sakarya’nın Oksijen Terapisi

Sakarya dendiğinde akla ilk gelen yerlerden biri, belki de en çok adı duyulanlardan biri Karagöl …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir