Yalova İlinin Tarihi Ve Turistik Yerleri

Marmara’nın Doğayla İç İçe Kültür Rotası

Yalova yöresi, Türklerin bölgeye gelişinden önce sırasıyla Bitinya, Roma ve Doğu Roma (Bizans) İmparatorluklarına bağlıydı. Ancak Bitinya dönemine ait Bizans arşivlerinin neredeyse tamamının kaybolması, bölgenin Osmanlı fethi öncesindeki tarihini aydınlatmayı oldukça güçleştirmektedir. Bu tarihsel boşluk, yine de arkeolojik araştırmalar ve 15. yüzyıla ait bazı Osmanlı kayıtları sayesinde kısmen doldurulabilmektedir.

Yalova Gezilecek Yerler

1.Tarihi ve Kültürel Noktalar Yalova Gezilecek Yerler

Yürüyen Köşk

Yürüyen Köşk: Atatürk’ün doğaya olan saygısıyla simgeleşmiştir

Yürüyen Köşk, Yalova’nın Termal ilçesi ile şehir merkezi arasında, sahil şeridinde yer alır. Köşk, 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle yapılmıştır. Atatürk, bu bölgeyi sık sık ziyaret etmiş ve burada dinlenmiştir. Köşkün inşa edildiği alan, büyük bir çınar ağacının hemen yanındadır. İnşaat sırasında çınarın dalları kesilmek istenince Atatürk buna karşı çıkmıştır. Ağacın zarar görmemesi için köşkün raylar üzerinde kaydırılmasını emretmiştir. Bu işlem, dönemin mühendislik koşullarıyla gerçekleştirilmiş ve köşk yaklaşık 4.8 metre yana taşınmıştır. Böylece çınar ağacı korunmuş, köşk ise adını bu olaydan almıştır.

Yürüyen Köşk, dikdörtgen planlı ve tek katlı bir yapıdır. Ahşap malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Köşkün çatısı kırma tiptedir ve geniş saçaklarla çevrilidir. İç mekânda bir salon, birkaç oda ve bir veranda bulunur. Mobilyalar sade ve dönemin tarzını yansıtır. Atatürk, köşkü hem dinlenme hem de çalışma amacıyla kullanmıştır. Köşk, 2006 yılında restore edilmiştir. Günümüzde müze olarak hizmet verir ve ziyarete açıktır.

şkün çevresi yürüyüş yolları, bisiklet parkurları ve dinlenme alanlarıyla düzenlenmiştir. Sahil boyunca uzanan bu alan, hem yerel halk hem de turistler tarafından tercih edilir. Köşkün bulunduğu bölge, Yalova Belediyesi tarafından korunmaktadır. Yapının tarihi önemi nedeniyle çevresindeki doğal dokunun bozulmamasına özen gösterilir. Köşk, Atatürk’ün çevreye duyarlılığını simgeleyen nadir yapılardan biridir. Her yıl binlerce kişi bu yapıyı görmek için Yalova’ya gelir. Ziyaretçiler, köşkün hikâyesini öğrenirken aynı zamanda doğayla iç içe vakit geçirme fırsatı bulur. Köşk, hem mimari hem de tarihsel açıdan önemli bir değere sahiptir.

Deprem Anıtı: 1999 Marmara Depremi Anıtı

Deprem Anıtı

Deprem Anıtı, Yalova’da 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak amacıyla yapılmıştır. Anıt, Yalova şehir merkezinde, sahil şeridinde yer alır. 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem, Türkiye’nin en büyük doğal afetlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Yalova, bu felaketten en çok etkilenen şehirlerden biri olmuştur. Depremde Yalova’da 2504 kişi yaşamını yitirmiştir. Anıt, bu kayıpların isimlerini tek tek taş bloklar üzerine kazıyarak ölümsüzleştirir. Her bir isim, bir hayatı ve bir hikâyeyi temsil eder.

Anıtın mimari yapısı sade ve anlam yüklüdür. Mermer ve granit gibi dayanıklı malzemeler kullanılmıştır. Merkezde yükselen dikey blok, felaketin büyüklüğünü ve acısını simgeler. Çevresindeki taşlar, kaybedilen canları temsil eder. Alan, düzenli olarak temizlenir ve bakımı yapılır. Ziyaretçiler, anıtın çevresinde sessizce yürür, isimleri okur ve dua eder. Anıt, hem bir yas alanı hem de toplumsal hafızanın bir parçası olarak işlev görür. Eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları, burada anma etkinlikleri düzenler. Her yıl 17 Ağustos’ta düzenlenen törenlerle depremde hayatını kaybedenler anılır.

Deprem Anıtı, aynı zamanda afet bilincinin gelişmesine katkı sağlar. Ziyaretçiler, burada yaşanan acının büyüklüğünü hisseder ve benzer felaketlerin tekrar yaşanmaması için alınması gereken önlemleri düşünür. Anıtın bulunduğu alan, afet farkındalığına yönelik bilgilendirme panolarıyla desteklenmiştir. Bu panolarda deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenler anlatılır. Anıt, geçmişin acılarını unutturmamakla birlikte geleceğe dair sorumlulukları da hatırlatır. Yalova’daki bu yapı, hem mimari hem de toplumsal açıdan önemli bir sembol olarak varlığını sürdürür.

Termal Atatürk Köşkü: Atatürk’ün Yalova’daki konaklamaları için yaptırılmış, dönem mobilyalarıyla donatılmış tarihi yapı.

Termal Atatürk Köşkü

Termal Atatürk Köşkü, Yalova’nın Termal ilçesinde, kaplıcalar bölgesinde yer alır. Köşk, 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle inşa edilmiştir. Atatürk, Yalova’yı sık sık ziyaret etmiş ve bu köşkte konaklamıştır. Yapı, sade mimarisiyle dikkat çeker. Ahşap malzeme kullanılarak yapılmış olan köşk, tek katlıdır ve dikdörtgen planlıdır. Çevresi çam ormanlarıyla kaplıdır ve doğayla iç içe bir konumda bulunur. Köşkün çatısı kırma tiptedir, geniş saçaklarla çevrilidir. İç mekânda bir salon, yatak odası, çalışma odası ve misafir odaları yer alır. Mobilyalar dönemin tarzını yansıtır ve sade bir düzenlemeye sahiptir.

Atatürk, bu köşkte hem dinlenmiş hem de devlet işleriyle ilgilenmiştir. Köşk, onun sade yaşam tarzını ve doğaya olan ilgisini yansıtır. Yapının bulunduğu alan, Termal kaplıcalarına oldukça yakındır. Bu nedenle Atatürk, kaplıcalardan da faydalanmıştır. Köşk, zamanla koruma altına alınmış ve müze haline getirilmiştir. Günümüzde ziyaretçilere açıktır ve Atatürk’ün kullandığı eşyalar sergilenmektedir. Köşkün içindeki eşyalar arasında çalışma masası, yatak takımı, koltuklar ve kitaplık yer alır. Her bir parça, dönemin izlerini taşır ve Atatürk’ün kişisel zevkini yansıtır.

şkün çevresi yürüyüş yolları ve dinlenme alanlarıyla düzenlenmiştir. Ziyaretçiler, hem köşkü gezebilir hem de doğayla baş başa vakit geçirebilir. Yapının bakımı düzenli olarak yapılır ve tarihi dokusu korunur. Termal Atatürk Köşkü, hem mimari hem de tarihsel açıdan önemli bir yapıdır. Atatürk’ün Yalova’ya verdiği önemi ve doğaya olan saygısını simgeler. Her yıl binlerce kişi bu köşkü ziyaret eder ve Atatürk’ün izlerini yerinde görme fırsatı bulur. Köşk, Yalova’nın kültürel mirası içinde özel bir yere sahiptir.

2.Doğal Güzellikler Yalova Gezilecek Yerler

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu, Yalova’nın Termal ilçesinde yer alır ve Türkiye’nin ilk canlı ağaç müzesi olarak kabul edilir. 1988 yılında kurulan arboretum, 100 dönümlük bir alanı kaplar. Bu alan, hem bilimsel araştırmalar hem de halkın doğayla buluşması amacıyla düzenlenmiştir. Arboretumda 1844 farklı ağaç türü bulunur. Bu türler arasında Türkiye’ye özgü bitkilerle birlikte dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilen örnekler de yer alır. Alan, bitki çeşitliliği açısından oldukça zengindir ve botanik meraklıları için önemli bir kaynaktır.

Arboretumun içinde yürüyüş yolları, gözlem alanları ve bilgilendirme panoları bulunur. Ziyaretçiler, bu yolları takip ederek farklı türdeki ağaçları yakından inceleyebilir. Her ağacın yanında tür adı, kökeni ve özelliklerini açıklayan tabelalar yer alır. Bu sayede ziyaretçiler, bitkiler hakkında bilgi edinirken doğayla iç içe zaman geçirme imkânı bulur. Alanın düzenlemesi, doğal yapıya zarar vermeden gerçekleştirilmiştir. Yürüyüş yolları, ağaçların kök sistemine zarar vermeyecek şekilde planlanmıştır. Arboretum, yılın her döneminde ziyaret edilebilir. Mevsim geçişlerinde bitkilerin renk değişimleri, fotoğrafçılar ve doğa tutkunları için özel bir atmosfer sunar.

Atatürk Arboretumu, eğitim kurumları tarafından da sıkça ziyaret edilir. Öğrenciler burada hem doğa eğitimi alır hem de çevre bilinci kazanır. Alan, bilimsel araştırmalar için uygun koşullara sahiptir. Üniversiteler ve araştırma merkezleri, arboretumda çeşitli çalışmalar yürütür. Bitki türlerinin korunması ve çoğaltılması amacıyla özel bölümler oluşturulmuştur. Bu bölümlerde nadir türlerin üretimi ve adaptasyon süreçleri takip edilir. Arboretum, aynı zamanda iklim değişikliği ve çevresel etkiler üzerine gözlem yapılabilen bir alan olarak değerlendirilir.

Yalova Belediyesi ve ilgili kurumlar, arboretumun bakımını düzenli olarak gerçekleştirir. Alanın temizliği, bitki sağlığı ve güvenliği sürekli kontrol altında tutulur. Ziyaretçilerin doğal dengeyi bozmaması için bilgilendirme yapılır. Atatürk Arboretumu, hem doğa koruma hem de çevre eğitimi açısından örnek bir projedir. Yalova’nın yeşil kimliğini yansıtan bu alan, Atatürk’ün doğaya olan ilgisini ve çevreye duyarlılığını simgeler. Arboretum, şehir yaşamından uzaklaşmak isteyenler için sakin ve öğretici bir durak olarak varlığını sürdürür.

Karaca Arboretumu

Karaca Arboretumu

Karaca Arboretumu, Yalova’nın Samanlı Köyü’nde yer alır ve Türkiye’nin ilk özel arboretumu olarak tanınır. 1980’li yıllarda Hayrettin Karaca tarafından kurulmuştur. Kuruluş amacı, Türkiye’nin bitki çeşitliliğini korumak ve tanıtmak, aynı zamanda çevre bilincini artırmaktır. Arboretum, yaklaşık 13.5 hektarlık bir alanı kaplar. Bu alanda 700’den fazla ağaç ve bitki türü bulunur. Bitkiler, farklı iklim ve coğrafyalardan getirilmiş örneklerle zenginleştirilmiştir. Alan, bilimsel araştırmalar ve eğitim faaliyetleri için uygun koşullara sahiptir.

Arboretumda yer alan bitkiler, türlerine göre gruplandırılmıştır. Her türün yanında bilgilendirici tabelalar yer alır. Bu tabelalarda bitkinin adı, kökeni, yetişme koşulları ve özellikleri belirtilir. Ziyaretçiler, bu bilgiler eşliğinde doğayı daha yakından tanıma fırsatı bulur. Alanın düzenlemesi, doğal yapıya zarar vermeden gerçekleştirilmiştir. Yürüyüş yolları, gözlem alanları ve dinlenme noktaları doğayla uyumlu şekilde planlanmıştır. Arboretum, yılın her döneminde ziyaret edilebilir. Mevsim geçişlerinde bitkilerin renk değişimleri, görsel açıdan zengin bir atmosfer sunar.

Karaca Arboretumu, çevre eğitimi açısından önemli bir merkezdir. Okullar, üniversiteler ve çevre kuruluşları tarafından düzenli olarak ziyaret edilir. Öğrenciler burada hem teorik hem de uygulamalı eğitim alır. Alan, aynı zamanda nadir bitki türlerinin korunması ve çoğaltılması amacıyla da kullanılır. Bu türler, özel bölümlerde yetiştirilir ve adaptasyon süreçleri takip edilir. Arboretum, iklim değişikliği ve çevresel etkiler üzerine gözlem yapılabilen bir alan olarak değerlendirilir. Bitki sağlığı, toprak yapısı ve ekolojik denge sürekli kontrol altında tutulur.

Ziyaretçilerin doğal dengeyi bozmaması için bilgilendirme yapılır. Alanın temizliği ve güvenliği düzenli olarak sağlanır. Karaca Arboretumu, hem bilimsel hem de kültürel açıdan önemli bir projedir. Türkiye’nin bitki zenginliğini tanıtmakla kalmaz, aynı zamanda çevreye duyarlılık kazandırır. Yalova’nın yeşil kimliğini yansıtan bu alan, Hayrettin Karaca’nın çevreye olan bağlılığını ve vizyonunu simgeler. Arboretum, doğayla iç içe olmak isteyenler için sakin ve öğretici bir durak olarak varlığını sürdürür.

Erikli Şelalesi

Erikli Şelalesi

Erikli Şelalesi, Yalova’nın Çınarcık ilçesine bağlı Teşvikiye Köyü sınırları içinde yer alır. Marmara Bölgesi’nin doğal güzellikleri arasında öne çıkan bu şelale, özellikle doğa yürüyüşü ve kamp tutkunları tarafından tercih edilir. Şelaleye ulaşmak için Teşvikiye Köyü’nden başlayan yaklaşık 3 kilometrelik bir yürüyüş parkuru takip edilir. Parkur boyunca orman içinden geçilir, dere kenarları izlenir ve zaman zaman eğimli arazilerle karşılaşılır. Yol boyunca çeşitli bitki türleri, kuş sesleri ve doğal su kaynakları eşlik eder. Bu yürüyüş, hem fiziksel aktivite hem de doğayla bütünleşme açısından zengin bir deneyim sunar.

Şelale, yaklaşık 6 metre yükseklikten dökülen suyun oluşturduğu doğal bir havuzla çevrilidir. Yaz aylarında bu havuzda serinlemek mümkündür. Su oldukça berraktır ve çevresi kayalıklarla çevrilidir. Şelalenin bulunduğu alan, piknik yapmak, fotoğraf çekmek ve dinlenmek için uygundur. Ziyaretçiler yanlarında yiyecek ve içecek getirerek doğayla iç içe bir gün geçirebilir. Alanın çevresinde kamp kurmak da mümkündür. Ancak kamp için gerekli ekipmanların önceden temin edilmesi gerekir. Bölgede herhangi bir tesis bulunmadığı için doğa koşullarına uygun hazırlık yapılması önemlidir.

Erikli Şelalesi, mevsimsel olarak farklı görünümler sunar. İlkbaharda su debisi artar, çevre yeşillenir ve doğa canlanır. Sonbaharda ise yaprakların renk değiştirmesiyle görsel bir şölen oluşur. Kış aylarında bölgeye ulaşım zorlaşabilir, bu nedenle ziyaret planı hava koşullarına göre yapılmalıdır. Şelale çevresi, biyolojik çeşitlilik açısından zengindir. Bölgede endemik bitki türleri ve çeşitli hayvanlar gözlemlenebilir. Bu nedenle alan, ekolojik denge açısından korunması gereken bir doğa parçası olarak değerlendirilir.

Yalova Belediyesi ve yerel çevre kuruluşları, şelalenin doğal yapısını korumak için çeşitli önlemler alır. Ziyaretçilerin çevreyi kirletmemesi ve doğaya zarar vermemesi için bilgilendirme yapılır. Şelale, hem yerli hem de yabancı turistler tarafından ilgi görür. Özellikle hafta sonları yoğunluk yaşanabilir. Bu nedenle sakin bir ziyaret için hafta içi tercih edilir. Erikli Şelalesi, Yalova’nın doğal mirası içinde özel bir yere sahiptir ve doğayla baş başa kalmak isteyenler için ideal bir noktadır.

Dipsiz Göl

Dipsiz Göl

Dipsiz Göl, Yalova’nın Çınarcık ilçesine bağlı Teşvikiye Köyü yakınlarında yer alır. Marmara Bölgesi’nin doğal zenginliklerinden biri olan bu göl, ormanlık alan içinde saklı kalmış bir su kaynağıdır. Göl, adını derinliğinin tam olarak ölçülememiş olmasından alır. Yerel halk arasında “dibi görünmeyen göl” olarak bilinir. Gölün çevresi sık ağaçlarla kaplıdır ve doğal yapısı bozulmadan korunmuştur. Alan, yürüyüş ve doğa gözlemi için uygundur. Ziyaretçiler, göle ulaşmak için Teşvikiye Köyü’nden başlayan patika yolları takip eder. Yol boyunca dere kenarları, küçük şelaleler ve çeşitli bitki türleri görülür.

Dipsiz Göl, özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında yoğun ilgi görür. Bu dönemlerde çevredeki bitki örtüsü renk değiştirir ve gölün yüzeyinde yansıma etkisi oluşur. Fotoğrafçılar ve doğa tutkunları için görsel açıdan zengin bir ortam sunar. Gölün çevresinde herhangi bir tesis bulunmaz. Bu nedenle ziyaretçilerin doğa koşullarına uygun şekilde hazırlıklı olması gerekir. Alan, kamp ve piknik için uygundur ancak çevreye zarar vermemek adına dikkatli olunması gerekir. Gölün suyu oldukça berraktır ve çevresindeki sessizlik, ziyaretçilere huzurlu bir atmosfer sunar.

Dipsiz Göl, biyolojik çeşitlilik açısından da önem taşır. Bölgede çeşitli kuş türleri, böcekler ve endemik bitkiler gözlemlenebilir. Bu nedenle alan, ekolojik denge açısından korunması gereken bir doğa parçası olarak değerlendirilir. Yerel yönetimler ve çevre kuruluşları, gölün doğal yapısını korumak için çeşitli önlemler alır. Ziyaretçilere çevre bilinci kazandırmak amacıyla bilgilendirme yapılır. Göl çevresinde çöp bırakılmaması, bitki örtüsüne zarar verilmemesi ve sessizliğin korunması teşvik edilir.

Dipsiz Göl, Yalova’nın doğal mirası içinde sakinliği ve gizemiyle öne çıkar. Şehir yaşamından uzaklaşmak isteyenler için ideal bir noktadır. Doğayla baş başa kalmak, yürüyüş yapmak ve sessizliği dinlemek isteyenler için eşsiz bir deneyim sunar. Göl, hem görsel hem de ekolojik açıdan değerli bir alan olarak varlığını sürdürür.

Lavanta Bahçesi

Lavanta Bahçesi

Yalova Lavanta Bahçesi, Yalova’nın Safran köyü yakınlarında yer alır ve bölgenin görsel açıdan en dikkat çekici doğal alanlarından biridir. Bahçe, lavanta bitkisinin geniş alanlara yayılmasıyla oluşan mor renkli örtüsüyle özellikle yaz aylarında yoğun ilgi görür. Lavantalar haziran ayının ortasından itibaren çiçeklenmeye başlar ve temmuz sonuna kadar en canlı görünümlerini sergiler. Bu dönem, fotoğrafçılar ve doğa tutkunları için en uygun zaman olarak değerlendirilir. Bahçenin düzenlemesi, hem estetik hem de tarımsal verimlilik gözetilerek yapılmıştır. Lavanta sıraları arasında yürüyüş yolları oluşturulmuş, ziyaretçilerin bitkilere zarar vermeden dolaşabilmesi sağlanmıştır.

Bahçede lavanta dışında çeşitli aromatik bitkiler de yetiştirilir. Bu bitkiler, lavanta ile birlikte bölgenin biyolojik çeşitliliğini artırır. Alan, hem görsel hem de kokusal açıdan zengin bir deneyim sunar. Lavanta çiçeklerinin yaydığı koku, ziyaretçilere rahatlatıcı bir atmosfer sağlar. Bahçede lavanta hasadı belirli dönemlerde yapılır ve bu süreç ziyaretçilere açık şekilde gerçekleştirilir. Hasat edilen lavantalar, kurutularak sabun, yağ ve çeşitli kozmetik ürünlerin üretiminde kullanılır. Bahçede lavanta ürünlerinin satıldığı küçük bir satış noktası da bulunur. Bu noktada lavanta yağı, lavanta sabunu, lavanta kesesi gibi ürünler temin edilebilir.

Yalova Lavanta Bahçesi, aynı zamanda ekoturizm açısından önemli bir durak olarak değerlendirilir. Ziyaretçiler, doğayla iç içe vakit geçirirken lavanta tarımı hakkında bilgi edinme fırsatı bulur. Bahçede zaman zaman lavanta temalı etkinlikler ve atölye çalışmaları düzenlenir. Bu etkinlikler, özellikle çocuklar ve aileler için eğitici ve keyifli bir deneyim sunar. Alanın bakımı düzenli olarak yapılır ve lavanta bitkilerinin sağlıklı gelişimi için uygun tarım teknikleri uygulanır. Sulama, budama ve gübreleme işlemleri kontrollü şekilde yürütülür. Bahçenin doğal yapısının korunmasına özen gösterilir ve ziyaretçilerin çevreye zarar vermemesi için bilgilendirme yapılır.

Lavanta Bahçesi, Yalova’nın kırsal turizm potansiyelini artıran bir projedir. Şehir merkezine yakın konumda bulunması nedeniyle ulaşım kolaydır. Bahçeye özel araçla veya toplu taşıma ile ulaşmak mümkündür. Ziyaret saatleri mevsime göre değişiklik gösterebilir, bu nedenle ziyaret öncesi bilgi alınması önerilir. Bahçe, hem yerli hem de yabancı turistler tarafından ilgi görür. Özellikle sosyal medya paylaşımları sayesinde tanınırlığı artmıştır. Lavanta Bahçesi, Yalova’nın doğal ve kültürel değerlerini bir araya getiren, görsel ve duyusal açıdan zengin bir alan.

Şifalı Sular ve Kaplıcalar

  1. Yalova Termal Kaplıcaları: Bizans döneminden kalma hamam anlayışıyla şifa dağıtan kaplıcalar.
  2. Armutlu ve Fıstıklı Kaplıcaları: Özellikle kış aylarında termal otel keyfi için tercih ediliyor.

Yürüyüş ve Bisiklet Rotaları

  1. Termal Çınarlı Hıyaben Yolu: Çınarcık kavşağından Termal’e kadar uzanan yürüyüş ve bisiklet yolu.
  2. Yeşil Mavi Yol: 189 km uzunluğunda doğa yürüyüşü parkuru, Yalova’nın doğal zenginliğini keşfetmek için birebir.

Alışveriş ve Marina

  1. Setur Marina: Modern yat limanı, deniz havası eşliğinde yürüyüş için ideal.
  2. Özdilek ve Star AVM: Yalova’da alışveriş yapmak isteyenler için merkezi noktalar.

Doğal Güzellikleri, Tarihi Mirası ve Kültürel Zenginlikleriyle Yalova Gezilecek Yerler

Bitinya ve öncesindeki dönem

Bitinya ve öncesindeki dönemde, Yalova yöresindeki antik yerleşimler kaynaklarda belirgin isimlerle öne çıkar. Bu isimler arasında Prainetos veya Prenektos (günümüz Karamürsel’i), Drepane veya Drepanum (Hersek civarında bir köy), Pylai (Çiftlikköy civarı, büyük olasılıkla Sahil Mahallesi), Pythia Therma (Termal Kaplıcaları) ve Soteropolis (Koru Köy civarında bir yerleşim) sayılabilir. Bazı belgeler, 1236 yılında yörenin genel adının ‘Pylopythia’ olduğunu kaydeder. Bu ismin, bölgede bulunan Pylai (Çiftlikköy) ve Pythia (Termal) isimlerinin birleşiminden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Daha sonraki dönem kaynakları ise bölge için ‘Xenodochion’ ismini de kullanır.

13.yüzyılda, bugünkü Karamürsel ile Yalova arasında uzanan düz kıyı ovası, ‘Halizones Toprakları’ veya ‘Yalak Ovası’ olarak anılıyordu. Aynı şekilde, antik dönemde Arganthonios olarak bilinen Samanlı Dağları’nın o dönemki adı ise ‘Sifones Dağları’ idi.

Bölge Türk hakimiyetine geçtikten sonra, kaynaklarda çeşitli isimlerin kullanıldığı dikkat çeker. Örneğin ünlü bilgin Katip Çelebi, ‘Yalakabad’ adından söz eder ve kaplıcaların bulunduğu yere halkın ‘Yalıova’ dediğini belirtir. Ahmet Refik Altınay’ın derlediği “Hicri Onikinci Asırda İstanbul Hayatı” adlı eserdeki Divan-ı Hümayun belgelerinde de Yalakabad hakkında çeşitli bilgiler bulunur; bu belgelerin birinde Yalakabad yerine ‘Yalive’ kelimesi geçmektedir. Nihayet, Dr. J. Siotis’in 1906 yılında hazırladığı “Les Thermes de Pythia” isimli kitap, bölge için artık modern ve bugün kullanılan ismi, ‘YALOVA’yı kayıt altına alır.

Türkçe ve Rumca’daYali‘ veya ‘Yalı’ kelimesi, kıyı ve sahil anlamına gelmektedir. Bu kelimenin sonuna ‘Ova’ eklenmesiyle oluşan ‘Yaliova‘ veya ‘Yalıova‘ ise, sahildeki ova anlamında kullanılmıştır. Zamanla, ‘Yalıova’daki ‘ı’ harfinin düşmesiyle kelime, kullanım kolaylığı nedeniyle ‘Yalova’ olarak halk diline yerleşmiş olabilir. Büyük Önder Atatürk’ün bir davranışı da bu iddiayı destekler niteliktedir. Atatürk, Türk Tarihi üzerine Yalova’da yaptığı bir çalışmayı imzalarken, 16/17 Ağustos 1931 tarihini yazmış ve altına “YALİ OVA / YALOVA” şeklinde bir not düşmüştür.

Eski adı Pythia olan Yalova Kaplıcaları, bir deprem sonucunda M.Ö. 2000 yılında oluşmuştur. Eski Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini yaşayan bu kaplıcalar, Kral Constantinus, Kral Iustinianos, Sultan Orhan, Sultan Abdülhamid ve Sultan Abdülmecid gibi hükümdarlar tarafından farklı tarihlerde restore ettirilmiştir. Iustinianos ve eşi Sophia, Constantinus’un annesi İmparatoriçe Helen, Theodora ve Sultan Mecid’in annesi gibi önemli şahsiyetler burada tedavi görmüş ve şifa bulmuşlardır. Bitinya bölgesinde yaşayan Küçük Asya Kavimleri, yerden fışkıran sıcak suların bir yılan gibi kıvrılarak çıkmasından dolayı, ‘Pythion’ (Piton yılanı) adından esinlenerek buraya ‘Pythia’ adını vermişlerdir. Zamanla yörenin ortak adı, Pythia ve Pylai isimlerinin birleşimi olan ‘Pylopythia’ olarak da anılmıştır.

Yöre, Roma İmparatorluğu’nun bölünmesiyle Yunan kültürü ve dininin etkisi altına girmiş, dil ve kültürde inançlar Helenleşmiştir. Bu nedenle tanrı adları da Yunanca anılmaya başlanmıştır. Örneğin, güç ve kuvvet tanrısı olan Hercules veya Herakles, Yalova civarında farklı bir efsanede karşımıza çıkar. Argonautlar efsanesine göre, Herakles ve yoldaşları Gemlik Körfezi’nde su almak için karaya çıktıklarında, Herakles’in erkek arkadaşı Hylas (Ialos) bir vadide kaybolur ve bulunamaz. Bunun üzerine, onu aramak için meşalelerle yapılan yıllık bir gelenek haline gelir.

Sağlık tanrısı olarak bilinen Asklepios döneminde ve sonrasında Nemfler’e (Hurilere) ibadet edilmiştir. Nemfler’e olan inanç, putperestlik döneminden Hıristiyanlığın başlangıcına kadar devam etmiştir. Menodora, Metrodora ve Nymphodora adlı üç kız kardeş, kaplıcaların tepelerine gelerek Hıristiyanlık propagandası yapmış, ancak İmparator Galerius Maksimianus’un emriyle 4. yüzyılın ilk yarısında idam edilmişlerdir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra Yalova’nın antik çağlardan beri süregelen kaplıca kenti kimliği, yeni bir boyut kazanmış ve pekişmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasının en önemli nedeni kuşkusuz Atatürk’tür. Atatürk, doğal güzelliğine hayran kaldığı Termal’e 1929 yılında bir köşk yaptırmış ve hem dinlenmek hem de çalışmak için düzenli olarak Yalova’ya gelmiştir. Ayrıca, Prof. Dr. Arif Müfit Mansel’e yörenin tarihî geçmişi ile ilgili kapsamlı araştırmalar yaptırmış ve bu çalışmalar 1936 yılında yayımlanmıştır.

Yalova’ya 12 km mesafede bulunan Termal’e ulaşım oldukça kolaydır. Gece gündüz işleyen Yalova-Termal karayolunun yanı sıra, Termal-Çınarcık yolu da ulaşım konforu sunar. Muhteşem bir doğa harikası ve bulunmaz bir şifa kaynağı olan Termal, yemyeşil ormanları, zengin bitki örtüsü, tarihî değeri ve şifalı su kaynakları ile dünyada eşine az rastlanan yerlerden biridir. 2200 metre derinlikten geldiği saptanan termal suyu, içerdiği mineraller sayesinde 1911 yılında Roma’da düzenlenen Dünya Termal Suları Değerlendirmesi’nde birincilik ödülünü kazanmıştır.

Kaplıca suları; romatizmal ve metabolizmal hastalıklar, sindirim sistemi rahatsızlıkları, karaciğer, safra kesesi, böbrek ve idrar yolu problemleri, ortopedik operasyon sonrası rehabilitasyon, deri hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar ve kadın hastalıkları gibi birçok alanda şifa dağıtmaktadır. Termal, yağışlı ve ılıman bir iklime sahiptir. Yıllık ortalama sıcaklık 14,3°C olup, en sıcak aylar Temmuz ve Ağustos, en soğuk aylar ise Ocak ve Şubat’tır. Karadeniz ile karasal iklim arasında bir geçiş özelliği gösteren bölgede, Karadeniz ve Akdeniz bitki örtüsü çeşitleri bir arada bulunur. Termal, nihayet 6 Haziran 1995 tarihinde 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilçe statüsü kazanmıştır.

Ayrıca bakınız

Saray Müzesi Kasrı Hümayun

Saray Müzesi Kasrı Hümayun

Kocaeli’nin merkezinde, şehrin kalbi sayılabilecek bir noktada konumlanan Kasrı Hümayun Saray Müzesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir