Giresun’un bir ilçesi olan Yağlıdere, nüfusunun büyük çoğunluğunu Türkmen Çepnilerin oluşturduğu bir yerleşimdir. İlçe, Giresun dağlarının uzantıları ve Yağlıdere Vadisi üzerine kurulmuştur. Kuzeyinde Espiye ilçesi bulunur. Yağlıdere Çayı’nı besleyen çok sayıda dere, yoğun yağış dönemlerinde zaman zaman sel olaylarına neden olabilmektedir. 350 km²’lik yüzölçümüne sahip ilçenin kış nüfusu 18.064’tür. 1960’lı yıllarda başlayan göç dalgası nedeniyle özellikle yaz aylarında nüfus önemli ölçüde artmaktadır. Avrupa ve Amerika’da, başta New Jersey’in Paterson kenti olmak üzere, on binlerce Yağlıdere kökenli kişi yaşamaktadır.

Yağlıdere’nin tarihi 12. yüzyıla kadar uzanan bir Türkmen/Çepni yerleşimine dayanır. İlçe olarak kuruluşu ise 1811 yılına tekabül eder. Ağadarı Bükü’nde inşa edilen büyük bir caminin çevresinde gelişen pazar ve ticari hayat, bölgenin çekim merkezi haline gelmesini sağlamış ve “Camiyanı” adıyla bilinen ilk çekirdek yerleşim bu şekilde oluşmuştur. Yerleşim, tarihsel süreçte Tirebolu’ya bağlı kalmış, 1957’de Espiye’nin bucağı olmuş ve nihayet 1987 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur.
İlçe ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve çaydır. Ayrıca sebze ve meyve yetiştiriciliği de yapılır. Hayvancılıkta ise büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliği öne çıkar. Bitki örtüsü, fındık bahçeleri, çeşitli meyve ağaçları (elma, armut, kiraz, karayemiş, ceviz) ve orman ağaçlarından (kestane, kızılağaç, meşe) oluşan zengin bir çeşitlilik sergiler.
Yağlıdere, el değmemiş doğası ve kültürel mirasıyla ekoturizm için önemli bir potansiyele sahiptir. İlçede, doğa yürüyüşü (trekking), dağ bisikleti, yamaç paraşütü, jeep safari, olta balıkçılığı, kuş gözlemciliği ve yayla gezileri gibi birçok aktivite yapma imkanı bulunur. Gölyanı Yaylası’nın nefes kesen manzarası, Akılbaba Tepesi’nin zirve deneyimi, Tekke ve Tuğlacık Köyü’ndeki tarihi Hacı Abdullah zaviyesi ile türbesi, vadi boyunca uzanan on iki kemer köprü ve Çakrak’taki eski kiliseler, ziyaretçilerin ilgisini çeken başlıca noktalardır.
Ziyaretçiler, yöreye özgü yemekleri tatmadan, dalından taze meyvelerden yemeden, yaylaların soğuk sularını içmeden ve özellikle Temmuz ayındaki yayla festivallerini deneyimlemeden dönmemelidir. Ayrıca, yöreye has “deli bal”ı satın almak, mevsimine denk gelinirse geleneksel tarla işlerine veya fındık hasadına tanıklık etmek unutulmaz anılar biriktirmek için fırsatlar sunar. Yörenin otantik dokusunu koruması, geleneksel mimariyi yaşatması ve doğal kaynakları sürdürülebilir bir anlayışla turizme kazandırması, Yağlıdere’nin gelecekte bir ekoturizm markası olmasının önünü açacaktır.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi