Burdur, Batı Akdeniz Bölgesi’nde yer alır ve Göller Bölgesi’nin önemli şehirlerinden biridir. Şehirdeki en bilinen doğal güzelliklerden biri Salda Gölü’dür. Beyaz kumsalları ve turkuaz rengiyle dikkat çeken göl, Türkiye’nin Maldivleri olarak anılır. Salda Gölü çevresinde yürüyüş yapılabilir, gölde yüzülebilir ve kamp alanlarında konaklanabilir. Burdur Gölü ise şehir merkezine yakın konumda bulunur ve kuş gözlemciliği için uygun bir ortam sunar. Göl çevresinde bisiklet yolları ve piknik alanları yer alır. Burdur gezilecek yerler
İncir Han
Burdur’un Bucak ilçesine bağlı İncirdere Köyü yakınlarında yer alan İncir Han, 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiş önemli bir kervansaraydır. Antalya Limanı’ndan İç Anadolu’ya uzanan tarihi ticaret yolları üzerinde stratejik bir konuma sahip olan han, tüccarların konaklama, dinlenme ve ticaret ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılmıştır.

Selçuklu mimarisinin özgün örneklerinden biri olan yapı, özellikle görkemli taç kapısıyla dikkat çeker. Mukarnaslı bu kapı, hem estetik hem de sembolik açıdan hanın ihtişamını yansıtır. Klasik kervansaray planına sahip olan İncir Han; kapalı hol, geniş avlu, konaklama odaları ve depolarıyla dönemin ihtiyaçlarına cevap verir. Yapımında kullanılan dayanıklı kesme taşlar ve ustaca işçilik, yapının yüzyıllara meydan okumasını sağlamıştır.
Zaman içinde çeşitli restorasyonlarla korunan han, günümüzde ziyaretçilere açık olup, giriş ücretsizdir. Ancak tarihi yapıya zarar vermemek adına ziyaret kurallarına dikkat edilmesi önemlidir. İncir Han gezisi, yakınlardaki Cremna Antik Kenti ile birleştirilerek bölgenin hem Selçuklu hem de antik dönem mirası bir arada keşfedilebilir.
Kremna Antik Kenti
Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Çamlık Köyü sınırlarında yer alan Kremna Antik Kenti, Aksu Vadisi’ne hâkim yaklaşık 1100 metre yükseklikteki sarp bir tepe üzerine kurulmuştur. Latince “uçurum” anlamına gelen “Cremna” adı, kentin konumunu doğrudan yansıtır. Psidia uygarlığı tarafından Helenistik Dönem’de kurulan kent, Roma İmparatorluğu döneminde en parlak çağını yaşamıştır. MS 2. yüzyılda Roma kolonisi haline gelen Kremna, bu dönemde anıtsal yapılarla donatılmış ve şehir-devlet kimliği kazanmıştır.
1880’li yıllarda başlayan arkeolojik çalışmalar günümüzde hâlâ devam etmektedir. Bu durum, kenti sürekli yeni keşiflere açık bir araştırma alanı hâline getirir. Roma şehircilik anlayışının izlerini taşıyan Kremna, ızgara planlı bir yerleşim düzenine sahiptir. Caddeler birbirini dik açılarla keser ve bu düzenli yapı Roma mühendisliğinin gelişmişliğini gösterir. Kentin çevresini saran surlar, hem Helenistik hem de Roma dönemlerinde savunma ihtiyacını karşılamıştır.

Kremna’da ayakta kalan yapılar arasında forum, bazilika, kütüphane, sütunlu cadde ve tiyatro yer alır. Forum, halkın toplandığı ve kamusal işlerini yürüttüğü ana meydandır. Yanında bulunan bazilika, adli ve ticari işlerin görüldüğü kapalı bir yapıdır. Roma İmparatoru Marcus Aurelius dönemine ait olduğu düşünülen kütüphane, Anadolu’daki en iyi korunmuş antik kütüphanelerden biridir. Kentin ana caddesi olan sütunlu cadde, iki yanı sütunlarla çevrili anıtsal bir geçit alanıdır. Yamaca yaslanmış tiyatro ise vadi manzarasına karşı konumlanmıştır ve halkın kültürel etkinliklerini gerçekleştirdiği bir mekândır.
Kremna’ya ulaşım özel araçla sağlanır. Çamlık Köyü’nden sonra arazi aracı veya yüksek tabanlı bir araçla ilerlemek gerekir. Son kilometrelerde stabilize ve bozuk yol bulunduğundan dikkatli sürüş önemlidir. Aracın ulaşabildiği noktadan sonra kısa bir yürüyüşle antik kente varılır. Bu zorlu ulaşım, kentin keşfedilmemiş doğasını korur. Ziyaret öncesinde bölge hakkında bilgi edinmek veya rehberlik hizmeti almak, tarihi yapıları daha iyi anlamayı sağlar.
Kremna gezisi, yakınındaki İncir Han ile birleştirildiğinde, ziyaretçilere hem Roma hem de Selçuklu dönemine ait iki önemli yapıyı aynı gün içinde görme imkânı sunar. Kremna Antik Kenti, yalnızca mimari kalıntıları değil, burada yaşamış insanların inançlarını, gündelik hayatlarını ve başarılarını da yansıtan bir zaman kapsülüdür. Aksu Vadisi’ne tepeden bakan konumu sayesinde, tarihî atmosfer eşliğinde etkileyici bir keşif deneyimi yaşanır.
Sagalassos Antik Kenti
Burdur’un Ağlasun ilçesinden yükselen Akdağ’ın eteklerinde, 1450 ile 1700 metre rakım arasında konumlanan Sagalassos Antik Kenti, Pisidia bölgesinin en önemli yerleşimlerinden biridir. Kent, hem tarihi hem de doğal yapısıyla dikkat çeker. “Dağların kraliçesi” olarak anılan Sagalassos, hâlâ akan çeşmeleriyle canlılığını korur ve açık hava müzesi niteliği taşır. Sagalassos’un tarihi Hitit metinlerine kadar uzanır. Ancak kent, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in ordusu tarafından fethedildikten sonra tarih sahnesinde daha belirgin bir yer edinmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde, özellikle MS 1. ve 3. yüzyıllar arasında büyük gelişme göstermiştir. Bu dönemde inşa edilen anıtsal yapılar ve seramik üretimi, kentin ekonomik ve kültürel gücünü ortaya koyar.

1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından yeniden keşfedilen kentte, günümüzde sistematik kazılar devam eder. Bu çalışmalar sayesinde her yıl yeni yapılar ve buluntular gün yüzüne çıkar. Sagalassos’un arkeolojik değeri, 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmasıyla uluslararası düzeyde tanınmıştır.
Antik kentte Roma dönemine ait birçok yapı yer alır. Antoninler Çeşmesi, restorasyon sonrası yeniden su akıtmaya başlamış ve Roma mühendisliğinin estetik anlayışını yansıtır. Heroon, kentteki önemli şahsiyetlere adanmış olup üzerindeki rölyeflerle dikkat çeker. Roma Hamamı, Anadolu’daki en büyük hamamlardan biri olarak sosyal yaşamın merkezi olmuştur. Tiyatro, 9000 kişilik kapasitesiyle Helenistik dönemin izlerini taşır ve Akdağ’ın yamacına yaslanmış konumuyla etkileyici bir manzara sunar. Meydan ve Meclis Binası, kentin siyasi ve ticari işleyişini gösteren yapılardır. İmparator Hadrian ve Marcus Aurelius’a ait heykeller, kazılarda ortaya çıkarılmış ve Burdur Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Sagalassos’a ulaşım özel araçla sağlanır. Ağlasun ilçe merkezinden yaklaşık 7 kilometrelik bir yol takip edilir. Yolun son bölümü virajlı ve yokuşlu olduğu için dikkatli sürüş gerekir. Giriş için bilet ücreti alınır ve Müzekart geçerlidir. Müzekart, bölgede başka antik kentleri de ziyaret etmek isteyenler için avantaj sağlar.
Ziyaret için en uygun dönemler ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Bu mevsimlerde hava koşulları daha elverişlidir ve manzara daha etkileyici görünür. Yaz aylarında güneş altında uzun süre yürümek yorucu olabilir. Sagalassos, hem tarihi yapıları hem de sunduğu doğal güzelliklerle ziyaretçilere binlerce yıl öncesinin yaşamına tanıklık etme imkânı sunar.
Kibyra Antik Kenti
Burdur’un Gölhisar ilçesinde, Horzum Mahallesi sınırlarında yer alan Kibyra Antik Kenti, Psidia Bölgesi’nin en güçlü şehirlerinden biri olarak tarih sahnesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Kent, bir dönem “Dört Şehir Birliği”nin (Tetrapolis) başkenti olarak siyasi ve ekonomik gücünü ortaya koymuştur. Tepelik konumu sayesinde Gölhisar Ovası ve gölünü gören geniş bir manzara sunar. Bu konum, hem savunma hem de stratejik kontrol açısından avantaj sağlamıştır. Kibyra, MÖ 2. yüzyıldan itibaren bölgedeki at yetiştiriciliği ve demir işçiliğiyle ekonomik olarak güç kazanmıştır. Kent, kendi adına gümüş ve bronz sikkeler bastırarak zenginliğini belgeleyebilmiştir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius, Tetrapolis birliğini dağıtmış ve Kibyra’yı Asya Eyaleti’ne bağlamıştır. MS 417’de meydana gelen büyük deprem kente ciddi zarar vermiştir. Ancak kent yeniden inşa edilerek yaşamını sürdürmüştür.

Kibyra’da Roma mimarisinin gelişmişliğini gösteren birçok anıtsal yapı bulunur. 2011 yılında gün yüzüne çıkarılan Medusa Mozaiği, Odeon’un zeminini süsler ve dünyanın en büyük, en iyi korunmuş Medusa tasvirlerinden biri olarak kabul edilir. Odeon, aynı zamanda bilinen en eski zemin ısıtma sistemine sahip müzik evi olarak kayıtlara geçmiştir. Burada konserler, şiir dinletileri ve toplantılar düzenlenmiştir. Kentin stadyumu, 10.000’den fazla seyirci kapasitesiyle gladyatör dövüşleri, vahşi hayvan gösterileri ve at yarışlarına ev sahipliği yapmıştır. Bu özellik, Kibyra’ya “Gladyatörler Şehri” unvanını kazandırmıştır.
Kentin girişinde yer alan anıtsal mezar (Heroon), önemli bir lider veya kahraman için inşa edilmiştir. Agora, kentin ticari ve sosyal merkezidir. Yanında yer alan anıtsal çeşme (nymphaion), Roma dönemi su mimarisinin zarif örneklerinden biridir. Tiyatro ise yaklaşık 9.000 kişilik kapasitesiyle Gölhisar Ovası’na bakan etkileyici bir konumda yer alır.

Kibyra Antik Kenti, kış döneminde genellikle 08:30 ile 17:30 saatleri arasında ziyarete açıktır. Yaz aylarında kapanış saati daha geç olabilir. Ziyaret öncesinde güncel saat bilgilerini kontrol etmek faydalı olur. Gölhisar ilçe merkezinden özel araçla yaklaşık 10-15 dakikalık bir yolculukla antik kente ulaşmak mümkündür. Kent geniş bir alana yayıldığı için yürüyüşe uygun ayakkabılar, güneşten korunmak için şapka ve krem ile bol su bulundurmak gerekir. Kibyra gezisi, yakındaki Boubon Antik Kenti ile birleştirilebilir. Ayrıca, Kibyra’dan çıkarılan eserlerin sergilendiği Burdur Arkeoloji Müzesi de ziyaret programına eklenmelidir. Kibyra, antik dönemin eğlence, spor ve günlük yaşamına dair izler sunarak tarihsel bir deneyim yaşatır. Kent, hem mimari hem de kültürel açıdan zengin bir miras barındırır.
Burdur Doğa Tarihi Müzesi
Burdur şehir merkezinde yer alan Doğa Tarihi Müzesi, 19. yüzyılda inşa edilen Kavaklı Rum Kilisesi binasında faaliyet gösterir. Bu tarihi yapı, 2016 yılında tamamlanan restorasyonla müzeye dönüştürülmüştür. Orijinal taş işçiliği ve kemerleri korunarak geçmiş ile günümüz arasında mimari bir bağ kurulmuştur. Ziyaretçiler, milyonlarca yıl öncesine ait fosilleri incelerken aynı zamanda yüz yılı aşkın bir yapının atmosferini deneyimler.

Müzenin koleksiyonu, Burdur’un jeolojik ve biyolojik geçmişine dair önemli örnekler içerir. Elmacık Köyü yakınlarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan fosiller, Geç Miyosen dönemine tarihlenir. Filler, atlar, gergedanlar ve zürafalar gibi günümüzde bölgede yaşamayan hayvanlara ait kemikler sergilenir. Bu fosillerin yanı sıra, Burdur’un antik doğasını canlandıran dioramalar ve bölgeden toplanan mineral ile kayaç örnekleri de koleksiyonda yer alır.
Müze, sadece sergileme işleviyle sınırlı kalmaz. Doğa tarihi, evrim ve paleontoloji konularını anlatan sinevizyon gösterimleri ve interaktif ekranlarla ziyaretçilere öğretici bir deneyim sunar. Bu yönüyle özellikle çocuklu aileler ve öğrenci grupları için eğitici bir durak niteliği taşır.
Salda Gölü
Salda Gölü, Burdur’un Yeşilova ilçesinde, deniz seviyesinden 1.140 metre yükseklikte yer alır. Krater kökenli bu göl, el değmemiş doğası, turkuaz rengi suları ve beyaz kumsallarıyla dikkat çeker. “Türkiye’nin Maldivleri” olarak anılsa da, kendine özgü ekosistemi ve bilimsel önemiyle bu benzetmenin ötesine geçer. NASA, gölün hidromanyezit oluşumlarını Mars’taki Jezero Krateri ile benzerlik gösterdiği için düzenli olarak incelemektedir. Bu özellik, Salda’yı dünyada bu tür araştırmalara konu olan nadir yerlerden biri hâline getirir.
Göl, tektonik yapısıyla Türkiye’nin en derin göllerinden biridir. Bazı noktalarında derinlik 184 metreyi bulur. Suyun mineral yapısı, yüksek magnezyum içeriği ve çevresindeki beyaz hidromanyezit kumsallar, gölün eşsiz görünümünü oluşturur. Çevresinde Beyaz Adalar Koyu, Halk Plajı, Yedi Kardeşler Koyu ve Doğanbaba Koyu gibi farklı özelliklere sahip alanlar bulunur. Bu koylar, yürüyüş, yüzme, kamp ve fotoğrafçılık gibi aktiviteler için uygundur. Göl çevresindeki çam ormanları, temiz hava ve doğal sessizlik sunar.

Salda Gölü, “Özel Çevre Koruma Bölgesi” statüsüne sahiptir. Göl ekosisteminde 110’dan fazla kuş türü gözlemlenir. Ayrıca sadece bu gölde yaşayan endemik bir balık türü olan Salda Sazancığı bulunur. Bu nedenle ziyaretçilerin kimyasal içeren ürünlerle suya girmemesi, çöplerini toplamaları ve beyaz kumullara zarar vermemeleri gerekir.
Göl, Burdur Otogarı’ndan kalkan Yeşilova otobüsleriyle yaklaşık 1 saatte ulaşılabilir. En yakın havalimanı Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’dır. Özel araçla Antalya-Denizli karayolundan Yeşilova tabelaları takip edilerek göle ulaşmak mümkündür. Burdur merkeze 70 km, Denizli’ye ise 80 km uzaklıktadır.
Ziyaretçiler yüzme, güneşlenme, doğa yürüyüşü, kamp ve piknik gibi etkinlikler gerçekleştirebilir. Belirli alanlarda kamp yapılabilir ancak ateş yakmak yasaktır. Salda Gölü turları, ulaşım ve rehberlik hizmetlerini bir arada sunar. Bu turlar genellikle Burdur ve çevresindeki diğer doğal ve tarihi alanları da kapsar.
Haziran-Eylül ayları yüzme için en uygun dönemdir. Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim ayları ise doğa yürüyüşü ve sakin bir tatil için idealdir. Ziyaretçiler yanlarında şapka, güneş gözlüğü, kimyasal içermeyen güneş kremi, yedek kıyafet ve bol su bulundurmalıdır.
Milias Ören Yeri
Milias Ören Yeri, Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Kocaaliler kasabasında, Toros Dağları’nın eteklerinde yer alır. Roma Dönemi’ne ait bu antik yerleşim, doğal kayalıklarla bütünleşmiş mimarisi ve stratejik konumuyla dikkat çeker. Sarp kayalıklara yaslanmış surlar, yerleşime hem savunma avantajı hem de görkemli bir görünüm kazandırır. Ziyaretçiler, bu surların izlerini takip ederek dönemin savunma anlayışını yakından inceleyebilir.
Yerleşimdeki konutlar, kayalık alanların oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu yapı tekniği, hem malzeme tasarrufu sağlar hem de bölgenin mimari karakterini belirler. Surların kuzeyinde yer alan nekropol alanı, kaya mezarları ve lahitlerle dönemin ölü gömme geleneklerini yansıtır. Bu mezar tipleri, Milias halkının sosyal yapısı ve inanç sistemi hakkında bilgi verir.

Milias, özellikle Roma Dönemi’nde aktif bir yerleşim olarak kullanılmıştır. Halk arasında Milyos adıyla da bilinen bu alan, kültürel hafızada canlı bir iz bırakmıştır. Ören yeri, saat sınırlaması olmadan ve ücretsiz şekilde ziyaret edilebilir. Bu durum, günün farklı saatlerinde fotoğraf çekmek ve atmosferi keşfetmek isteyenler için avantaj sağlar.
Milias, doğa ile tarihin iç içe geçtiği eşsiz bir manzara sunar. Belirgin olmayan yürüyüş rotaları, keşif duygusunu artırır. Işık ve gölgenin kayalıklar üzerindeki etkisi, fotoğrafçılar için ideal bir ortam oluşturur. Daha az bilinen bir ören yeri olması, sakin ve huzurlu bir ziyaret deneyimi sağlar. Milias, Pisidia Bölgesi’nin saklı kalmış tarihi değerlerinden biridir.
Karacaören Baraj Gölü
Karacaören, Burdur şehir merkezine yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta yer alır. Toros Dağları’nın eteklerinde konumlanan bu bölge, doğal güzellikleri ve sakin atmosferiyle dikkat çeker. Karacaören Baraj Gölü, bölgenin en belirgin özelliğidir. Yapay göl, çevresindeki yeşil örtüyle birleşerek yılın her mevsiminde farklı manzaralar sunar. Bu özellik, Karacaören’i hem dinlenme hem de doğa sporları açısından cazip hâle getirir.

Baraj gölü, berrak suları ve durgun yapısıyla balıkçılık, kano ve tekne gezintileri gibi aktiviteler için uygundur. Sazan ve aynalı sazan gibi tatlı su balıkları, amatör ve profesyonel balıkçılar tarafından tercih edilir. Göl çevresindeki yürüyüş parkurları, doğa yürüyüşü ve fotoğrafçılık için elverişlidir. Kamp yapmak isteyenler, göl kenarındaki uygun alanlarda konaklayabilir. Bu alanlar, yıldızlar altında huzurlu bir gece geçirme imkânı sunar.
Karacaören’deki restoranlar, bölgenin gastronomik yönünü öne çıkarır. Baraj gölünden taze yakalanan balıklarla hazırlanan yemekler, ziyaretçilere yerel tatları deneyimleme fırsatı verir. Testi kebabı, Burdur şiş ve ceviz ezmesi gibi yöresel lezzetler, bu deneyimi zenginleştirir. Doğayla iç içe geçen bu yemek molası, ziyaretin unutulmaz bir parçası hâline gelir.
Karacaören, şehir gürültüsünden uzaklaşmak isteyenler için huzurlu bir ortam sunar. Aynı zamanda yürüyüş, balıkçılık ve su sporları gibi etkinliklerle aktif tatil arayanlara hitap eder. Gün doğumu ve gün batımında oluşan renk geçişleri, fotoğraf tutkunları için ideal kareler oluşturur. Bölge, doğa ve lezzet turizmini bir arada sunarak farklı beklentilere cevap verir.
İnsuyu Mağarası
İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya karayolunun 13. kilometresinde, Çatağıl Köyü sınırlarında yer alır. Türkiye’de turizme açılan ilk mağara olarak 1965 yılında düzenlenmiş ve ziyaretçilere sunulmuştur. 1976 yılında “Tabiat Anıtı” olarak tescillenmiş, günümüzde ise “1. Derece Doğal Sit Alanı” statüsünde koruma altındadır. Bu özelliğiyle Türkiye mağara turizminin öncüsü kabul edilir.

Mağara, karstik yapısıyla dikkat çeker. Milyonlarca yıl süren doğal süreçler sonucunda, suyun kireçtaşı kayalarını aşındırmasıyla oluşmuştur. Toplam uzunluğu 8.350 metre olarak bilinir, ancak ziyaretçilere açık olan bölüm yaklaşık 330 metredir. İçeride farklı boyutlarda dikit ve sarkıtlar yer alır. Bu yapılar zamanla birleşerek sütunlar oluşturur ve mağaraya görkemli bir atmosfer kazandırır. Gezi güzergahı boyunca yeraltı sularıyla beslenen küçük gölcükler bulunur. Son yıllarda su seviyesindeki değişim nedeniyle bazı göllerde çekilme gözlemlenmiştir.
Mağara, haftanın her günü genellikle 08.30 ile 17.00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Mevsimsel olarak kapanış saatlerinde değişiklik olabilir. İçerideki sıcaklık ortalama 15-16°C civarındadır. Zemin yer yer kaygan ve ıslaktır. Bu nedenle tabanı tutuşlu ayakkabılar ve ince bir mont ya da hırka ile ziyaret önerilir. Fotoğraf çekmek isteyenler için ışıklandırma yetersiz olabilir. Tripod kullanımı kurallara bağlıdır. Düşük ışık moduna sahip cihazlar tercih edilmelidir. Gezi rotasında merdivenler ve eğimli yollar bulunduğundan, yürüme güçlüğü çeken ziyaretçilerin dikkatli olması gerekir.

Mağara gezisinin ardından Burdur Arkeoloji Müzesi ve şehir merkezindeki tarihi Osmanlı evleri ziyaret edilebilir. Bu sayede hem doğal hem de kültürel bir keşif yapılmış olur. İnsuyu Mağarası, Türkiye’nin turizm tarihinde önemli bir yere sahip olup, doğanın milyonlarca yıllık sürecini gözler önüne seren eşsiz bir oluşumdur.
Burdur Arkeoloji Müzesi
Burdur Arkeoloji Müzesi, 1956 yılında kurulmuş ve 2001’de kapsamlı bir yenileme süreciyle modern sergileme anlayışına kavuşmuştur. Müze, 60.000’den fazla eseriyle yalnızca Burdur’un değil, Türkiye’nin en zengin arkeolojik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapar. Neolitik Çağ’dan Osmanlı Dönemi’ne kadar uzanan kesintisiz bir tarih yelpazesi sunar. Bu özelliğiyle “Gezilip Görülmeye Değer Müze” ödülünü almıştır.

Müzenin koleksiyonu, Burdur sınırları içindeki antik kentlerde yapılan kazılarla şekillenmiştir. Hacılar Höyük’ten gelen MÖ 7000’lere tarihlenen seramikler, figürinler ve günlük yaşam eşyaları, Anadolu’nun en erken köy topluluklarına dair bilgiler sunar. Sagalassos’tan çıkarılan Hadrian heykeli, lahitler ve mimari parçalar Roma döneminin ihtişamını yansıtır. Kibyra’dan gelen Medusa mozaiği, gladyatör stelleri ve renkli mermer döşemeler müzenin en dikkat çeken eserleri arasındadır. Boubon ve Kremna’dan gelen yazıtlar, sikkeler ve heykeller ise Psidia bölgesinin tarihine ışık tutar.
Müze üç ana bölümden oluşur. Taş Eserler Salonu’nda Sagalassos, Kibyra ve Kremna’dan getirilen mermer heykeller, lahitler ve kabartmalar sergilenir. Seramik Eserler Salonu’nda Neolitik Çağ’dan Bizans Dönemi’ne kadar uzanan pişmiş toprak kaplar, figürinler ve kandiller yer alır. Etnoğrafya Salonu ise Burdur’un yakın geçmişine ait geleneksel giysiler, takılar, el yazmaları ve günlük yaşam objeleriyle bölgenin kültürel dokusunu tanıtır.

Burdur gezilecek yerler :
Tarihi yapılar arasında Sagalassos Antik Kenti öne çıkar. Ağlasun ilçesinde bulunan bu antik kent, Roma dönemine ait kalıntılarıyla dikkat çeker. Tiyatro, agora ve Antoninler Çeşmesi gibi yapılar hâlâ ayaktadır. Kibyra Antik Kenti ise Gölhisar ilçesinde yer alır. Kentteki stadyum, odeon ve mozaikler ziyaretçilerin ilgisini çeker. Burdur Arkeoloji Müzesi, bu antik kentlerden çıkarılan eserleri sergiler. Müzede heykeller, lahitler ve yazıtlar bulunur.
İnsuyu Mağarası, Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarasıdır. Mağara içinde sarkıtlar, dikitler ve küçük göletler yer alır. Mağara, yaz kış sabit sıcaklığa sahiptir ve yürüyüş yollarıyla ziyaretçilere açıktır. Doğa tutkunları için Yazılı Kanyon da önemli bir noktadır. Kanyon içinde yürüyüş parkurları, piknik alanları ve tarihi yazıtlar bulunur. Özellikle bahar aylarında ziyaretçi yoğunluğu artar.
Şehir merkezinde yer alan Burdur Saat Kulesi, 1936 yılında inşa edilmiştir. Kule, taş mimarisiyle dikkat çeker ve çevresindeki meydan sosyal etkinliklere ev sahipliği yapar. Hemen yakınında yer alan Ulu Cami, Selçuklu dönemine ait mimari özellikler taşır. Caminin taş işçiliği ve ahşap süslemeleri korunmuştur. Ayrıca şehir merkezinde bulunan Taş Oda, Osmanlı döneminden kalma bir konaktır. Yapı, Burdur’un geleneksel konut mimarisini yansıtır.
Burdur’da yer alan Doğa Tarihi Müzesi, fosil örnekleriyle dikkat çeker. Müzede bölgeden çıkarılan hayvan fosilleri sergilenir. Özellikle çocuklu aileler için eğitici bir gezi noktasıdır. Lavanta Kokulu Köy olarak bilinen Yeşilova ilçesindeki Akçaköy, yaz aylarında lavanta tarlalarıyla ziyaretçi çeker. Fotoğrafçılar ve doğa severler için uygun bir ortam sunar.
Burdur’a ulaşım kara yolu ile sağlanır. En yakın havalimanları Isparta Süleyman Demirel ve Denizli Çardak Havalimanı’dır. Şehir içi ulaşımda minibüs ve otobüs hatları kullanılır. Konaklama seçenekleri arasında pansiyonlar, butik oteller ve kamp alanları yer alır. Burdur, yılın dört mevsimi boyunca ziyaret edilebilir ve her mevsim farklı güzellikler sunar.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi