Antalya Gezilecek Yerler

Antalya Gezilecek Yerler ve tarihi, Bergama Kralı II. Attalos’un “Bana yeryüzünde bir cennet bulun” emriyle başlar. Bu emir üzerine kurulan şehir, Attaleia adını alır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir liman ve ticaret merkezi olarak gelişir. Şehir, antik Pamfilya, Likya ve Pisidya bölgelerinin kesişim noktasında yer alır. Bu nedenle çok sayıda antik kent ve tarihi yapı barındırır. Kaleiçi, Antalya’nın tarihi merkezidir. Dar sokakları, Osmanlı döneminden kalma evleri ve surlarla çevrili yapısıyla dikkat çeker. Hadrian Kapısı, Roma İmparatoru Hadrianus’un 130 yılında şehri ziyareti anısına inşa edilmiştir. Kapı, üç kemerli yapısıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Yivli Minare, Selçuklu dönemine ait olup 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Antalya’nın simgelerinden biri haline gelmiştir.

Antalya Gezilecek Yerler

Alanya Kalesi

Alanya Kalesi, Akdeniz’e uzanan yarımadanın 250 metre yükseklikteki zirvesinde yer alır. Bu stratejik konum, kaleyi doğal bir savunma hattı ve aynı zamanda etkileyici bir manzara noktası yapar. Bölgedeki ilk yerleşim izleri Helenistik döneme dayanır, ancak kaleyi bugünkü ihtişamlı yapısına kavuşturan kişi Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad olmuştur. Sultan Keykubad, 1221 yılında Alanya’yı fethederek buradaki mevcut savunma yapılarını genişletmiş ve güçlendirmiştir. Yaklaşık 12 yıl süren kapsamlı bir inşa faaliyeti sonucunda kale, 1232 yılında tamamlanmıştır. Selçuklu döneminde yapı, sultanın kışlık ikametgâhı ve aynı zamanda donanma üssü olarak hizmet vermiştir. Kalenin günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmasında, Selçuklu mimarisinin dayanıklılığı ve kullanılan yüksek kaliteli malzeme etkili olmuştur.

Alanya Kalesi

Kale, içinde surlar, sarnıçlar, hamamlar ve tarihî yapılar barındıran bir açık hava müzesi niteliği taşır. Ayrıca, antik dönemden kalan sarnıçlar sayesinde kalenin su ihtiyacı kesintisiz karşılanabilmiştir. Günümüzde Alanya Kalesi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer almakta ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlamaktadır.

Likya Yolu

Likya Yolu, antik çağda “Işık Ülkesi” anlamına gelen Likya Uygarlığı’nın adını taşır. Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş parkuru olan bu rota, 1999 yılında İngiliz yürüyüş uzmanı Kate Clow öncülüğünde, antik dönemin ticaret yolları, patikaları ve kervan güzergâhları temel alınarak işaretlenmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Fethiye’den başlayarak Antalya’ya uzanan güzergâh, yaklaşık 540 kilometrelik uzunluğuyla dünyanın en uzun ve en iyi işaretlenmiş yürüyüş yollarından biri olarak kabul edilir. Bu yol, tarih boyunca tüccarların, kervanların ve gezginlerin ana ulaşım arterlerinden biri olarak hizmet vermiştir. Günümüzde ise yürüyüşçüleri tarihle doğanın iç içe geçtiği benzersiz bir maceraya çıkarır. Yol boyunca antik kent kalıntıları, lahitler, tiyatrolar ve terk edilmiş yaşam alanları, doğal manzaranın bir parçası olarak karşınıza çıkar. Patikanın en çarpıcı özelliklerinden biri, Akdeniz’in eşsiz manzaraları eşliğinde deniz seviyesinden yüksek dağ yollarına kadar uzanan coğrafi çeşitliliğidir.

Likya Yolu

Likya Yolu, sadece fiziksel bir parkur değil, aynı zamanda antik bir uygarlığın izlerini süren açık hava müzesi niteliği taşır. Yol, her yıl yerli ve yabancı binlerce doğa ve tarih tutkununu ağırlayarak bölgenin kültürel mirasının yaşatılmasına önemli bir katkı sağlar.

Damlataş Mağarası

Alanya’nın simge yapılarından Kleopatra Plajı’nın hemen yanında bulunan Damlataş Mağarası, bölgenin en değerli doğal hazinelerinden biridir. Mağaranın keşfi 1948 yılında, kalenin burçları için taş çıkarılan bir ocakta yapılan patlatma çalışması sırasında gerçekleşti. Patlamanın ardından işçiler, açılan delikten doğal bir boşluğa rastladı ve böylece Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarası ortaya çıktı. Damlataş Mağarası, jeolojik olarak yaklaşık 15.000 yıllık bir geçmişe sahiptir ve bu onu genç bir mağara olarak sınıflandırır. 50 metre uzunluğunda bir geçidin ardından iki katlı bir yapıya ulaşılır. Silindirik girişten sonra yaklaşık 50 metre çapında dairesel bir boşluk gelir, buradan 15 metre kadar aşağı inildiğinde ise mağaranın ana salonu başlar.

Damlataş Mağarası

Mağaranın en dikkat çekici özelliği, binlerce yıldır damlayan suların bıraktığı karbonat minerallerinin oluşturduğu göz alıcı travertenler, sarkıtlar ve dikitlerdir. Tavandan sarkan renkli sarkıtlarla yerden yükselen dikitler zamanla birleşerek sütunları meydana getirmiştir. Bu doğal oluşumlar günümüzde de çok yavaş bir şekilde büyümeyi sürdürmektedir. Ayrıca mağaranın sabit sıcaklık ve yüksek nem oranına sahip özel mikro kliması, solunum yolu hastalıklarına iyi geldiği düşünüldüğü için de ayrı bir önem kazanmıştır.

Aspendos Antik Kenti

Antalya’nın Serik ilçesinde, verimli ovalara hâkim bir konumda yer alan Aspendos Antik Kenti, Akdeniz dünyasının en iyi korunmuş anıtlarından birini, görkemli tiyatrosunu barındırır. Kentin tarihi, M.Ö. 10. yüzyılda Akaların bir kolu olduğu düşünülen topluluklar tarafından kurulmasına dayanır. Ancak Aspendos, en parlak dönemini Roma İmparatorluğu hâkimiyeti altında, özellikle M.S. 2. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde önemli bir ticaret merkezi haline gelen kent, inşa ettiği anıtsal yapılarla Roma uygarlığının gücünü sergilemiştir. Aspendos denilince akla ilk gelen, Roma döneminden bugüne neredeyse hiç bozulmadan ulaşmış olan tiyatrosudur. Mimar Zenon tarafından İmparator Marcus Aurelius döneminde (M.S. 161-180) inşa edilen yapı, yaklaşık 15.000 kişi kapasitelidir. Tiyatronun en dikkat çekici özellikleri, olağanüstü akustiği ve orijinal iki katlı sahne binasının büyük ölçüde tamam olarak günümüze gelmesidir. Bu sahne yapısı, Roma mimarisinin görkemi hakkında benzersiz bir fikir verir.

Aspendos Antik Kenti

Aspendos, aynı zamanda antik su mühendisliğinin seçkin bir örneği olan su kemerleriyle de ünlüdür. Kentin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilen bu sistem, özellikle çift katlı kemer yapısıyla döneminin teknik bilgisinin bir göstergesidir. Günümüzde tiyatro, her yıl düzenlenen Aspendos Opera ve Bale Festivali başta olmak üzere çeşitli sanatsal etkinliklere ev sahipliği yaparak binlerce yıl sonra bile yaşayan bir kültür merkezi işlevini sürdürmektedir.

Sapadere Kanyonu

Antalya’nın Alanya ilçesine bağlı Sapadere Köyü’nün yanında yer alan Sapadere Kanyonu, bozulmamış doğası ve etkileyici jeolojik yapısıyla dikkat çeken bir tabiat harikasıdır. Alanya şehir merkezine yaklaşık 40 km mesafedeki kanyon, ulaşım kolaylığı sunarken ziyaretçilerini vahşi ve el değmemiş bir manzarayla karşılar. Yaklaşık 800 metre uzunluğundaki kanyon, binlerce yıllık jeolojik süreç sonucunda oluşmuştur. 400 metreye varan yükseklikteki devasa kaya duvarları arasında uzanan bu koridor, özellikle yaz aylarında serinlemek isteyenler için ideal bir ortam sunar. Kanyonun dar geçitlerinde güneş ışığının zorlukla sızdığı doğal bir gölgelik alan oluşur.

Sapadere Kanyonu

Kanyonun dibinde, Toros Dağları’nın kar sularıyla beslenen berrak bir su sürekli akmaktadır. Bu akarsu, kanyon boyunca ilerledikçe küçük mağara oluşumları ve doğal kaya havuzları oluşturmuştur. Yürüyüş parkurunun sonunda ise yaklaşık 20 metre yükseklikten düşen etkileyici bir şelale bulunur. Bu doğal havuz, yüzme ve serinleme imkânı sunmasıyla ziyaretçilerin ilgisini çeker. Sapadere Kanyonu, 2008 yılında turizme kazandırılmış olup yürüyüş yolları, seyir terasları ve dinlenme alanlarıyla ziyaretçilere konforlu bir doğa deneyimi sunmaktadır. Özellikle sıcak yaz günlerinde serin atmosferi ve oksijen bakımından zengin havasıyla doğa yürüyüşü tutkunları için eşsiz bir rota oluşturur.

Olimpos Antik Kenti

Antalya’nın Kumluca ilçesi sınırlarında, Beydağları Milli Parkı’nın eteklerinde yer alan Olimpos Antik Kenti, hem arkeolojik bir hazine hem de özgün bir yaşam alanı sunar. Antik dönemde Likya Birliği’nin önemli ve en doğudaki şehirlerinden biri olan Olimpos, aynı zamanda bir liman kenti olarak stratejik bir role sahipti. Kentin M.Ö. 2. yüzyılda kurulduğu düşünülmektedir. Tarihi boyunca önemli bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra zamanla korsanların yatağı haline gelen kent, daha sonra Roma egemenliğine girmiş ve Bizans Dönemi’nde de varlığını sürdürmüştür. 11. ve 12. yüzyıllarda Cenevizli ve Venedikli tüccarlar ile Rodos Şövalyeleri burayı üs olarak kullanmıştır.

Olimpos Antik Kenti

Günümüzde Olimpos, antik tiyatro kalıntıları, lahitleri, Roma dönemi köprüsü ve Bizans kilisesi harabeleriyle açık hava müzesi niteliği taşır. Kentin en büyüleyici özelliklerinden biri, mitolojideki Ateş Tanrısı Hephaistos’un ateşlerinin hiç sönmediği Yanartaş’tır. Bu doğalgaz kaynağı, binlerce yıldır sürekli yanmakta olup antik dönemden beri denizciler için bir fener işlevi görmüştür. Olimpos, aynı zamanda dünyaca ünlü Çıralı Sahili’ne komşudur ve doğayla iç içe, sade bir tatil arayanlar için ağaç evleriyle ünlü bohem bir tatil köyü olarak da hizmet verir. Bu özellikleriyle Olimpos, tarihle doğanın benzersiz bir şekilde buluştuğu bir destinasyondur.

Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı

Antalya’nın gözde sahilleri ve antik kentlerinin yanı sıra, sakinlik arayanlar için ideal bir doğa sığınağı olan Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı, şehir merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, Aksu ilçesi sınırlarındadır. Ulaşım kolaylığı, burayı hem turistler hem de yerel halk için popüler bir günübirlik gezi noktası haline getirir.

Park, 33 hektarlık alanıyla zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapar. Akdeniz’in tipik maki florasının yanı sıra, vadi içindeki nemli mikroklima sayesinde ıhlamur, defne, zakkum, yabani incir ve nadir bulunan sığla ağaçlarından oluşan yoğun bir ormanla kaplıdır. Bu zengin bitki örtüsü, ziyaretçilere yemyeşil bir ortam sunarken, yürüyüş parkurlarını yaz sıcağında serin ve ferah kılar.

Kurşunlu Şelalesi Tabiat

Kurşunlu Şelalesi, adını düşüş anında suyun kurşun rengini almasından veya çevresindeki kayaların gri-kurşuni renginden almış olabilir. Şelale, 18 metre yükseklikten düşen suları ve oluşturduğu küçük şelaleler serisiyle dikkat çeker. Park içinde ziyaretçiler, yürüyüş yolları, seyir terasları ve piknik alanları gibi olanaklardan yararlanabilir. Bu doğal alan, 1991 yılında tabiat parkı statüsü kazanmış olup, Antalya’nın yoğun turizm hareketliliği içinde huzurlu bir kaçış noktası sunmaktadır.

Antalya Müzesi

Antalya Müzesi, Türkiye’nin en önemli ve en kapsamlı arkeoloji müzelerinden biri olarak, tüm Akdeniz bölgesinin tarihine ışık tutar. Müzenin kuruluş hikayesi 1919 yılına uzanır. Antalya’nın İtalyan işgali altında olduğu bu dönemde, işgal güçlerinin tarihi eserleri toplaması üzerine, öğretmen Süleyman Fikri Erten kişisel inisiyatif alarak eserleri koruma altına almaya başladı. Onun bu çabaları, 1922’de Alaaddin Camii’nde müze deposunun kurulmasını sağladı. Zamanla büyüyen koleksiyon önce Yivli Minare’ye, ardından 1972’de bugünkü modern binasına taşındı.

Antalya Müzesi Heykeller

Müze, Konyaaltı sahilinde, Konyaaltı Plajı’na ve Atatürk Parkı’na yürüme mesafesinde son derece merkezi bir konumda bulunur. 30.000 metrekarelik alan üzerine kurulu olan müze, 14 sergi salonuyla kapsamlı bir kültür kompleksi oluşturur. Sergi salonları Prehistorya, Tanrılar Salonu, İmparatorlar Salonu, Lahitler Salonu, Perge Tiyatrosu Salonu ve Etnografya Salonu gibi tematik bölümlerden oluşur. Müze, özellikle Perge Antik Kenti’nden çıkarılan Roma Dönemi heykelleriyle ünlüdür ve bu koleksiyonuyla dünyanın en zengin Roma heykeltıraşlığı müzelerinden biri kabul edilir. Açık hava teşhir alanlarında ise lahitler, mimari parçalar ve büyük boyutlu heykeller sergilenmektedir.

Termessos Antik Kenti

Antalya’nın turistik merkezlerine sadece 30 km uzaklıkta, Güllük Dağı’nın 1150 metre yüksekliğindeki sarp zirvelerine kurulu Termessos Antik Kenti, Akdeniz dünyasının en iyi korunmuş antik yerleşimlerinden biridir. Bu gizemli kent, tarih, doğa ve macerayı bir araya getiren unutulmaz bir deneyim sunar. Termessos’un tarihi, Anadolu’nun yerli halkları olan Luvi ve Solym’lere kadar uzanır. Kentin en ünlü tarihi olayı, M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in kuşatmasına direnmesidir. İskender, Pers İmparatorluğu’nu yendikten sonra Termessos’u da ele geçirmek istemiş, ancak kentin sarp kayalıkları, dar geçitleri ve savaşçı halkının direnci karşısında kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır. Bu başarı, Termessos’a “Yenilmez Kent” unvanını kazandırmıştır.

Termessos Antik Kenti

Roma döneminde özerkliğini koruyarak varlığını sürdüren kent, muhtemelen bir deprem ve su kaynaklarının kuruması nedeniyle MS 5. yüzyıldan itibaren terk edilmiştir. Bu terk edilmişlik hali, kentin orijinal yapılarının bozulmadan günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Termessos’ta günümüzde görülebilen başlıca yapılar arasında iyi korunmuş tiyatrosu, anıtsal mezarlar, sarnıçlar, agora ve gymnasium kalıntıları bulunur. Kent, aynı zamanda Güllük Dağı Milli Parkı sınırları içinde yer alarak ziyaretçilere hem tarihi hem de doğal güzellikleri bir arada sunar.

Köprülü Kanyon

Antalya’nın turkuaz sahil şeridinin hemen ardında, adrenalin ve doğal güzelliklerle dolu bir dünya sizi bekliyor. Köprülü Kanyon Milli Parkı, şehir merkezine yaklaşık 85 km mesafede, kendinizi maceranın ve eşsiz manzaraların kalbinde bulabileceğiniz bir doğa harikasıdır. 14 km’lik uzunluğu ve 100 metreyi aşan sarp kayalıklarıyla Türkiye’nin en etkileyici kanyonları arasında yer alır. Köprülü Kanyon, adını içinden geçen Köprüçay Nehri ve üzerindeki tarihi Oluk Köprü’den alır. Bu görkemli taş köprü, Roma İmparatorluğu döneminde (MS 4. yüzyıl) inşa edilmiş olup günümüzde de sapasağlam bir şekilde ayakta durmaktadır.

Köprülü Kanyon

Kanyon, milyonlarca yıllık bir süreçte Köprüçay’ın kireçtaşı tabakalarını aşındırmasıyla oluşmuştur. Bu jeolojik süreç, iki yanında yükselen devasa kaya duvarlar ve yemyeşil bir vadi ortaya çıkarmıştır. Milli park, sık çam ormanları, sedir ağaçları ve zengin bir yaban hayatı ile kaplıdır. Bölge, özellikle rafting sporuyla ün kazanmış olup, Köprüçay Nehri’nin berrak suları mayıs-eylül ayları arasında rafting tutkunları için ideal koşullar sunar. Ayrıca kanyonda trekking, kampçılık ve doğa yürüyüşü gibi aktiviteler de yapılmaktadır. Milli park, 1973 yılında koruma altına alınmış olup, ziyaretçilerine tarih ve macerayı bir arada sunan benzersiz bir deneyim yaşatır.

Hadrianus Kapısı (Üç Kapılar)

Antalya’nın modern caddeleri ile tarihi Kaleiçi semtini birbirinden ayıran görkemli bir yapı olan Hadrianus Kapısı, halk arasında “Üç Kapılar” veya “Mermer Kapı” olarak da bilinir. Bu anıtsal yapı, kentin 2000 yıla yaklaşan tarihine açılan sembolik bir köprü görevi görür. Hadrianus Kapısı, adını Roma İmparatoru Publius Aelius Traianus Hadrianus’tan alır. M.S. 130 yılında, İmparator Hadrianus’un Antalya’ya yapacağı ziyaret şerefine inşa edilmiştir. Kent surlarına açılan en görkemli kapı olarak tasarlanan yapı, şehrin ana girişi olarak kullanılmıştır. O dönemde kapının dış tarafında derin bir hendek bulunuyordu ve kapıya bir köprü ile ulaşılıyordu. Bu özelliğiyle hem bir zafer takı hem de savunma sisteminin önemli bir parçası işlevi görmüştür.

Hadrianus Kapısı

Kapı, üç kemerli geçişi ve her iki yüzündeki dört granit sütunu ile etkileyici bir mimariye sahiptir. Orijinal yapısında ikinci katı bulunan kapının 8 metre yüksekliğindeki üst kısmında İmparator Hadrianus ve ailesinin heykelleri yer alıyordu. Günümüze kadar iyi korunarak gelmeyi başaran nadir Roma eserlerinden biri olan kapı, 1959 yılında restore edilmiş ve çevresindeki yapılaşma kaldırılarak anıtın görünürlüğü artırılmıştır.

Yivli Minare

Antalya’nın tarihi Kaleiçi bölgesinde gökyüzüne yükselen Yivli Minare, şehrin en ikonik simgelerinden biridir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından 13. yüzyılın başlarında (yaklaşık 1230’lu yıllarda) inşa ettirilen bu anıtsal yapı, şehrin Türk-İslam kimliğini vurgulayan önemli bir eserdir. Yivli Minare, adını gövdesini saran sekiz adet yarı silindirik yivden (oluk) alır. Bu tasarım hem estetik bir tercih hem de rüzgar yükünü azaltan mühendislik çözümüdür. 38 metre yüksekliğindeki minarenin gövdesi kırmızı tuğlalar ve turkuaz renkli çinilerle oluşturulmuş geometrik desenlerle bezenmiştir.

Yivli Minare

Minare, orijinalinde Yivli Minare Camii kompleksinin bir parçası olarak inşa edilmiştir. Günümüzde minarenin hemen yanında bulunan ve aynı adı taşıyan cami, sonraki dönemlerde inşa edilmiştir. Yapı, Selçuklu dönemi taş işçiliğinin ve tuğla kullanımının seçkin örneklerinden biri olarak kabul edilir. Yivli Minare, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır. Antalya’nın tarihi kent merkezinde varlığını sürdüren bu anıt, kentin en çok fotoğraflanan ve ziyaret edilen tarihi yapıları arasında yer almaktadır.

Patara Antik Kenti

Antalya’nın Kaş ilçesi sınırlarında yer alan Patara Antik Kenti, Likya Uygarlığı’nın en önemli merkezlerinden biridir. Bu antik kent, hem tarihi kalıntıları hem de doğal güzellikleriyle dikkat çeken bir açık hava müzesi özelliği taşır. Patara, Likya Birliği’nin başkenti olarak tarihteki ilk demokratik federasyonun yönetim merkezi görevini üstlenmiştir. Likya Birliği meclisi burada toplanmış ve antik dünyanın en önemli kararlarına ev sahipliği yapmıştır. Kent aynı zamanda, Noel Baba olarak bilinen Aziz Nicholas’ın doğum yeri olduğuna inanılması nedeniyle dini açıdan da büyük önem taşır.

Patara Antik Kenti

Antik kentin tarihi M.Ö. 13. yüzyıla kadar uzanır. Hitit, Likya, Pers, İskender, Roma ve Bizans gibi birçok medeniyetin izlerini taşıyan Patara, aynı zamanda Apollo’nun önemli kehanet merkezlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Roma döneminde Anadolu’dan Roma’ya tahıl sevkiyatının yapıldığı önemli bir liman görevi görmüştür. Patara’da günümüzde görülebilen başlıca yapılar arasında dünyanın en eski deniz fenerlerinden biri olan Roma Feneri, 5.000 kişilik tiyatro, meclis binası, anıtsal giriş kapısı ve antik liman kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca, 22 kilometre uzunluğundaki kumsalı caretta caretta kaplumbağalarının önemli bir yuvalama alanı olarak koruma altındadır.

Göynük Kanyonu

Antalya’nın turkuaz sahil şeridine yakın konumuyla Göynük Kanyonu, Kemer’in Göynük beldesinde yer alan doğal bir vahadır. Şehir merkezine sadece 36 km uzaklıktaki kanyon, ziyaretçilere şehir karmaşasından hızlı bir kaçış imkanı sunar. 4.5 kilometre uzunluğundaki kanyon, Toros Dağları’nın eteklerinden doğan berrak bir dere tarafından binlerce yılda şekillenmiştir. Kanyonun yan duvarları yer yer 100 metreyi aşan yüksekliklere ulaşır ve bu dik yamaçlar çam, sedir ve defne ağaçlarıyla kaplıdır. Yürüyüş parkuru boyunca ilerleyen ziyaretçilere derenin oluşturduğu doğal havuzcuklar ve küçük şelaleler eşlik eder.

Göynük Kanyonu

Kanyon, özellikle yaz aylarında serinlemek isteyenler için ideal bir ortam sunar. Berrak sularında yüzme imkanı bulan ziyaretçiler, güneş ışığının açısına göre turkuazdan zümrüt yeşiline dönüşen su tonlarını gözlemleyebilir. Yürüyüş parkurunun sonunda 8 metrelik Göynük Şelalesi bulunur ve bu nokta kanyonun en popüler dinlenme alanlarından biridir. Göynük Kanyonu, 2012 yılında tabiat parkı statüsü kazanmış olup, günübirlik kullanım alanları, yürüyüş yolları ve seyir teraslarıyla ziyaretçilere konforlu bir doğa deneyimi yaşatır. Kanyon, hem doğa yürüyüşü meraklıları hem de fotoğraf tutkunları için eşsiz fırsatlar sunmaktadır.

Kızılkule

Alanya’nın en ikonik yapılarından biri olan Kızılkule, Alanya limanının girişinde yükselen heybetli bir Selçuklu eseridir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad’ın emriyle 1226 yılında inşasına başlanan kule, 1228 yılında tamamlanmıştır. Suriyeli mimar Ebu Ali Reha el-Kettani tarafından tasarlanan yapı, limanı ve tersaneyi denizden gelebilecek saldırılara karşı koruma amacı taşımaktaydı. Kızılkule, 33 metre yüksekliği ve sekizgen planıyla dikkat çeker. Kırmızı tuğlaların hakim olduğu cephesi, kuleye adını vermiştir. Beş katlı yapı, savunma amaçlı inşa edilmiş olup her katta mazgal delikleri ve savaşçıların hareket alanı bulunmaktadır. Kulenin inşasında kesme taş ve horasan harcı kullanılmış, bu da yapının günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmasını sağlamıştır.

Kızılkule Alanya

Kulenin zemin katında bulunan sarnıç, kuşatma durumunda su ihtiyacını karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Kızılkule, 1979 yılından beri Etnografya Müzesi olarak hizmet vermekte olup, ziyaretçiler son katından Alanya’nın panoramik manzarasını izleyebilmektedir. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu anıtsal yapı, Selçuklu askeri mimarisinin en seçkin örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Tazı Kanyonu

Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırlarında bulunan Tazı Kanyonu, Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın el değmemiş doğal güzelliklerinden biridir. Antalya merkeze yaklaşık 105 km uzaklıkta yer alan kanyon, milli parkın koruma altındaki ekosisteminin önemli bir parçasını oluşturur. Tazı Kanyonu, milyonlarca yıllık jeolojik süreç sonucunda oluşmuştur. İçinden geçen çayın kireçtaşı tabakalarını aşındırmasıyla derin ve dar bir vadi meydana gelmiştir. Kanyonun yüksekliği 200 ile 400 metre arasında değişen sarp duvarlardan oluşur. Bu jeolojik oluşum, antik çağlarda “Bilgelik Vadisi” olarak anılırdı.

Tazı Kanyonu

Kanyon, zengin bir flora ve faunaya ev sahipliği yapar. Sarp kayalıklarda yaşayan dağ keçileri ve çeşitli yırtıcı kuş türleri bölgenin doğal yaşamını oluşturur. Kanyonun içinden geçen berrak su, yaz aylarında serinleme imkanı sunarken, doğal kaya havuzları ve küçük şelaleler görsel bir şölen oluşturur. Tazı Kanyonu’nda doğa yürüyüşü, kaya tırmanışı ve kampçılık gibi açık hava aktiviteleri yapılmaktadır. Kanyon, özellikle macera sporları tutkunları tarafından tercih edilen bir rotadır. Bölgeye ulaşım için genellikle özel araç veya turlar kullanılmakta olup, kanyon ziyaretleri için en uygun dönem ilkbahar ve sonbahar aylarıdır.

Antalya Gezilecek Yerler

Antalya Müzesi, bölgeden çıkarılan arkeolojik eserleri sergiler. Müzede Paleolitik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan geniş bir koleksiyon bulunur. Aspendos Antik Tiyatrosu, Roma dönemine ait olup günümüzde bile akustiğiyle konser ve etkinliklerde kullanılır. Tiyatro, 15.000 kişilik kapasitesiyle Anadolu’nun en iyi korunmuş yapılarındandır. Perge Antik Kenti, Helenistik dönemde kurulmuş ve Roma döneminde büyük bir şehir haline gelmiştir. Kentte agora, hamam, tiyatro ve stadyum gibi yapılar yer alır. Termessos, Güllük Dağı’nın zirvesinde kurulmuş Pisidya kentidir. Doğal savunma avantajı sayesinde Büyük İskender tarafından ele geçirilememiştir. Side Antik Kenti, deniz kenarında yer alır ve Apollon Tapınağı ile tanınır. Kent, Roma döneminde önemli bir liman şehriydi. Olympos Antik Kenti, Likya bölgesinde yer alır ve doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Yanartaş, Olympos yakınlarında sürekli yanan doğal gaz çıkışlarıyla bilinir. Antalya çevresinde çok sayıda antik kent daha bulunur. Bunlar arasında Phaselis, Myra, Arykanda ve Sagalassos sayılabilir. Her biri farklı dönemlere ait mimari özellikler taşır. Antalya’nın tarihi yapıları, sadece şehir merkezinde değil, kırsal alanlarda da yoğunlaşır. Bu nedenle şehir, kültür turizmi açısından büyük bir potansiyele sahiptir.

Ayrıca bakınız

Kızkalesi

Mersin Gezilecek Yerler

Akdeniz’in kıyısında hem doğal güzellikleri hem de tarihi mirasıyla öne çıkan bir şehirdir . Şehir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir