İstanbul Arkeoloji Müzeleri, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli müzelerinden biri olarak, tarihin katmanlarını barındıran bir komplekstir. Çinili Köşk Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Arkeoloji Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşan bu yapı topluluğu, bir milyona yakın eserle insanlık tarihine ışık tutar. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk müzesi unvanını taşıyan bu kurum, Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafyasından derlenen eşsiz bir kültür mirasını korur.

Kuruluş: Müze-i Hümayun’dan Modern Müzeciliğe
Osmanlı’da sanat ve tarih eserlerine ilgi, Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzansa da, müzeciliğin kurumsal kimlik kazanması 1869 yılına denk gelir. Bu tarihte, Aya İrini Kilisesi‘nde toplanmış arkeolojik eserlerle Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) kurulur. Bu yapı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temelini oluşturur. Ancak asıl dönüşüm, “Türk Müzeciliğinin Babası” olarak anılan Osman Hamdi Bey‘in 1881’de müze müdürü olmasıyla yaşanmıştır. Onun vizyonu ve yürüttüğü sistematik kazılar, müzenin bugünkü ihtişamlı konumuna ulaşmasını sağlamıştır.

Müzeler Kompleksinin Üç Değerli Halkası
1. Çinili Köşk Müzesi: Bir Erken Osmanlı Şaheseri
Kompleksin en eski yapısı olan Çinili Köşk, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından saray köşkü veya sahil köşkü olarak inşa ettirilmiştir. İstanbul’daki en erken Osmanlı sivil mimari örneklerinden biridir. Aya İrini’nin yetersiz kalması üzerine müzeye dönüştürülen köşk, 1880 yılında ziyarete açılmıştır. İki katlı ve eyvanlı planıyla Selçuklu etkileri taşıyan yapı, günümüzde 11. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına uzanan, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait iki bin civarında çini ve seramik esere ev sahipliği yapar. Koleksiyonun en nadide parçaları arasında; 1432 tarihli Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti çini mihrabı, 1590 yapımı Ab-ı Hayat Çeşmesi ve İznik, Kütahya, Çanakkale seramikleri bulunur.

2. Eski Şark Eserleri Müzesi: Kadim Medeniyetlerin Beşiği
Bu bina, Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak Mimar Alexander Vallaury‘e yaptırılmıştır. Daha sonra müzeye dönüştürülen yapı, İslamiyet öncesi kadim medeniyetlere ait eserleri bir araya getirir. Müzede;
-
Mezopotamya (Sümer, Babil, Asur),
-
Anadolu (Hitit, Urartu),
-
Mısır ve
-
Arap Yarımadası‘na (Pre-İslamik) ait eserler sergilenmektedir.
Bu bölümün dünya çapında önemli eserleri arasında, tarihin bilinen ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması tabletleri, Naram-Sin Steli ve Babil’in ünlü İştar Kapısı‘nın kabartmalı tuğlaları yer alır.

3. Arkeoloji Müzesi: Neo-Klasik Bir Mabed
Müze kompleksinin kalbi ve en görkemli yapısıdır. Osman Hamdi Bey’in 1887-1888 yıllarında gerçekleştirdiği Lübnan’daki Sidon (Sayda) Kral Nekropolü Kazısı‘nda ortaya çıkan lahitlerin getirilmesi, bu eserleri sergileyecek yeni bir binayı zorunlu kılmıştır. Yine Mimar Alexander Vallaury‘nin tasarladığı bina, 1891 yılında ziyarete açılmıştır. Dünyada müze olarak tasarlanıp inşa edilmiş ilk on müze binası arasında yer alması, yapıyı ayrıcalıklı kılar.
Binaya Neo-Klasik üslupta, antik bir tapınak görünümü verilmiştir. Alınlıkta yer alan Osmanlıca “Âsar-ı Atika Müzesi” (Eski Eserler Müzesi) yazısı ve üzerindeki Sultan II. Abdülhamid tuğrası dikkat çeker.
Müze, tarih öncesi çağlardan Bizans dönemine kadar uzanan, Akdeniz ve Anadolu medeniyetlerine ait heykel, lahit, kabartma ve mimari parçalardan oluşan muazzam bir koleksiyona sahiptir. Dünyaca ünlü başyapıtların başında, antik dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Halikarnas Mozolesi‘ne ait kabartmalar ve heykeller ile muhteşem lahitler gelir

-
İskender Lahdi: Üzerindeki detaylı savaş ve av sahneleriyle, antik dünyanın en önemli lahdidir.
-
Ağlayan Kadınlar Lahdi: Her biri farklı duyguyla tasvir edilmiş 18 kadın figürüyle süslüdür.
-
Likya Lahdi ve Tabnit Lahdi de Sidon kazısında bulunan diğer önemli eserlerdir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri, yalnızca eserlerin sergilendiği bir mekân değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde filizlenen modern arkeoloji biliminin, müzecilik anlayışının ve kültürel mirasa sahip çıkma bilincinin somut bir anıtıdır. Osman Hamdi Bey’in öncülüğünde, imparatorluğun dört bir yanından İstanbul’a taşınan bu hazineler, bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer alan “İstanbul’un Tarihi Alanları“nın ayrılmaz bir parçasıdır.

Ziyaretçilere, tek bir çatı altında, Mezopotamya’dan Anadolu’ya, Mısır’dan Fenike’ye uzanan kadim bir coğrafyanın tarihine tanıklık etme imkânı sunar.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi