İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın kalbinde, Anafartalar Caddesi üzerinde yer alan Kestanepazarı Camii, şehrin Osmanlı döneminden günümüze ulaşan en önemli ve en büyük camilerinden biridir. Adını, inşa edildiği dönemde çevresinde kurulu olan kestane pazarından alan cami, bulunduğu bölgenin hem dini hem de ticari hayatında yüzyıllardır merkezi bir konumdadır. Caminin limana yakın, dolgu bir arazi üzerine inşa edilmiş olması, onun mimari hikayesinin de ilginç bir parçasıdır.

Tarihi ve Mimarisi
Kestanepazarı Camii kesin inşa tarihi ile ilgili farklı görüşler bulunsa da, en güçlü referans 17. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi‘ye dayanır. Evliya Çelebi, 1671-72 yıllarındaki İzmir ziyaretinden bahsederken bu camiden söz etmiş ve onun 1667/68 (Hicri 1078) yılında yapıldığını belirtmiştir. Mimari üslubu da bu tarihi destekler niteliktedir.
Cami, klasik Osmanlı mimarisi geleneğinde, merkezi kubbe plan şemasına göre inşa edilmiştir. Ana ibadet mekanı, kare bir alan üzerine oturan büyük bir ana kubbeyle örtülüdür. Bu ana kubbeyi, dört yönde yer alan ve geçişi sağlayan yarım kubbeler değil, dört adet küçük kubbe destekler ve çevreler. Bu plan şeması, camiyi İstanbul’daki şaheser selatin camilerinden ayıran, daha yerel ve kendine özgü bir özelliktir.
Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, cami yapılırken zeminin yumuşak (dolgu liman arazisi) olması nedeniyle minarenin oturtulmasında güçlük çekilmiştir. Bu teknik zorluk, caminin inşası sırasında yaşanan pratik sorunlara dair ilginç bir ayrıntıdır.

Kestanepazarı Camii önünde, üç küçük kubbeyle örtülü geniş bir son cemaat yeri bulunur. Caminin cümle kapısı (ana giriş) üzerinde, inşa kitabesi yer alır. Avluya bakan son cemaat yeri duvarında ise renkli vitray pencereler dikkat çeker.
Sanatsal Detaylar ve Mihrap
Kestanepazarı Camii’nin en dikkat çeken ve sanatsal değeri en yüksek unsuru, mihrabıdır. Mihrap, Selçuklu dönemi taş işçiliğinin seçkin bir örneği olarak kabul edilir. Yaygın ve güçlü bir sözlü geleneğe göre bu mihrap, Selçuk’taki ünlü İsa Bey Camii‘nden getirilerek buraya monte edilmiştir. Bu iddia, mihrabın üslup ve işçilik olarak 14. yüzyıl sonu (İsa Bey Camii 1375 tarihlidir) özellikleri taşıması nedeniyle inandırıcıdır. Mihrap, son derece zarif ve derin oyulmuş geometrik ve bitkisel (rumi, palmet) motiflerle bezenmiştir. Selçuklu dönemine ait böylesine değerli bir sanat eserinin, Osmanlı döneminde yapılan bir camide kullanılması (iktibas), sanat tarihi açısından oldukça ilginç bir durum oluşturur ve caminin önemini bir kat daha artırır.

Konumu ve İşlevi
Cami, adeta Kemeraltı’nın ticari canlılığının ortasında bir huzur vahası gibidir. Tarih boyunca bölgedeki Müslüman tüccar, esnaf ve zanaatkar topluluğunun başlıca ibadet mekanı olmuştur. Yoğun çarşı içindeki konumu, onu şehrin sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir. Günümüzde de hem Kemeraltı’nın yorgun esnafı ve ziyaretçileri, hem de bölge sakinleri için önemli bir mabet olarak varlığını sürdürmektedir.
Kestanepazarı Camii, teknik zorluklarla inşa edilmiş mimarisi, 17. yüzyıl Osmanlı dönemi karakteri ve belki de bir asır öncesine ait göz alıcı Selçuklu mihrabı ile İzmir’in çok katmanlı tarihsel ve kültürel mirasını bünyesinde barındıran önemli bir dini yapıdır. Kemeraltı’nın kalabalığında, sessiz ve vakur duruşuyla geçmişin izlerini taşımaya devam eder.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi