Sakarya’nın Serdivan ilçesi sınırları içinde, kıvrılarak ilerleyen Çark Deresi’nin (antik adıyla Melas Çayı) üzerinde yükselen Justinianus Köprüsü, Anadolu topraklarındaki Erken Bizans dönemi mimarlık harikalarından biri olarak kabul edilir. Bugün hâlâ dimdik ayakta duran bu taş dev, yalnızca bir ulaşım aracı olmanın çok ötesinde, bin beş yüz yıllık bir mühendislik, siyaset ve halk kültürü hikâyesini de içinde taşır.

Köprünün Doğuşu: İmparator Justinianus’un İrade Gücü
Bizans İmparatoru I. Justinianus, 527 ile 565 yılları arasında hüküm sürdü. Onun dönemi, Doğu Roma İmparatorluğu’nun altın çağlarından biriydi; İstanbul’da Ayasofya inşa ediliyor, sınırlar genişletiliyor, anayollar güvence altına alınıyordu. Justinianus’un emriyle MS 558 yılında başlanan köprünün inşası yaklaşık iki yıl sürdü ve 560 yılında tamamlandı. Dönemin kaynaklarına göre köprü, başkent Konstantinopolis’i (İstanbul) doğu eyaletlerine, özellikle de sınır boylarındaki askeri garnizonlara bağlayan stratejik bir güzergâh üzerine oturtulmuştu. Sapanca Gölü’nden boşalan suların Sakarya Nehri’ne karıştığı bu nokta, kışın kabaran derenin geçişi zorlaştırdığı bir yer olduğu için sağlam bir taş köprü şarttı.
Mimari Özellikleri ve Mühendislik Dehası
Justinianus Köprüsü’nü bugün hâlâ hayranlıkla izleten en belirgin özelliği, anıtsal boyutlarıdır. Köprü, tam 365 metre uzunluğundadır. Bu rakamın bir yılın gün sayısına denk gelmesi tesadüf mü yoksa bilinçli bir tercih mi, kesin olarak bilinmiyor; ancak Bizans dünyasında sembolizm önemli olduğu için pek çok araştırmacı bu uyumu dikkat çekici bulur. Köprünün genişliği ise 9,85 metredir; bu genişlik, iki arabanın yan yana geçebileceği bir anayol standardını gösterir.
Köprü toplamda 12 kemerle ayakta durur. Kemerlerin boyutları eşit değildir; ortadakiler daha büyük, kıyıya yakın olanlar daha küçük tutulmuştur. Bu, suyun akış hızına ve taşkınlara karşı alınmış bir mühendislik önlemidir. Kesme taş blokların arasında harç olarak kireç ve tuğla kırığı karışımı kullanılmış, böylece yapının bin yılı aşkın süre boyunca depremlere ve sel sularına direnmesi sağlanmıştır.
Günümüze Ulaşan Kalıntılar: Batıda Tak İzi, Doğuda Apsis
Köprünün iki ucunda, onun işlevi ve tarihsel yolculuğu hakkında ipuçları veren kalıntılar bulunur. Batı ucunda, bugün net biçimde görülebilen bir tak izi vardır. Bu iz, köprünün bir dönem dar bir geçişe ya da kontrol noktasına sahip olduğunu düşündürür; belki de buradan geçen ticari kervanlardan ya da yolculardan vergi alınıyordu.
Doğu ucunda ise çok daha ilginç bir yapı kalıntısı göze çarpar: apsisli bir yapı. Apsis, yarım daire planlı, genellikle dini yapılarda bulunan bir mimari öğedir. Burada bir kilise mi, bir şapel mi, yoksa köprü bekçilerine ait küçük bir dua odası mı olduğu tam olarak aydınlatılamamıştır. Ancak varlığı, köprünün salt pratik bir ulaşım aracı olmadığını, aynı zamanda sembolik ve belki de kutsal bir statü taşıdığını gösterir. Ayrıca köprüyle bağlantılı tonozlu yapı kalıntıları da bulunur; bunların bir depo, bir han ya da askeri karakol olabileceği düşünülür.
Adının Garip Hikâyesi: Pons’tan Pontogephyra’ya, Oradan Pentegephyra’ya
Justinianus Köprüsü’nün adı, mimarisinden belki de daha ilginç bir serüven yaşamıştır. Köprü ilk yapıldığında, Latin dünyasında yaygın olan “pons” (köprü) kelimesiyle anılıyordu; özel bir adı yoktu. Zamanla halk arasında Latince bilgisi azaldı. “Pons” kelimesinin aslında “köprü” anlamına geldiğini artık kimse hatırlamıyordu. Bunun yerine, insanlar bu kelimeyi yapının özel ismi sanmaya başladılar. Böylece köprüye “Pons Köprüsü” anlamında bir ad takıldı: Pontogephyra (Yunanca “gephyra” da köprü demektir, böylece “Pons + gephyra” anlamsız bir ikileme dönüştü).
Daha sonra bu isim, ağızdan ağza değişerek Pentegephyra’ya (Beş Köprü) evrildi. Oysa köprünün beş kemeri falan yoktu. Ne beş parçalıydı, ne de beş gözlüydü. Ama halkın belleğinde “Beş Köprü” olarak yer etti. Zaman içinde bölgedeki yer adları da bu isimden etkilendi; bugün civardaki Beşköprü köyü işte bu ilginç adlandırma zincirinin bir halkasıdır. Yapının asıl sahibi Justinianus’un adı ise ancak modern arkeolojiyle birlikte köprüye yeniden verilmiştir.
Dünya Mirası Yolunda: UNESCO Geçici Listesi’nde
Uzun yıllar boyunca yerel halkın geçişine hizmet eden, zaman zaman bakımsızlıktan zarar gören, ama hiçbir zaman tamamen yıkılmayan bu eşsiz yapı, 2018 yılında hak ettiği uluslararası ilgiye kavuştu. Justinianus Köprüsü, o yıl UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne dâhil edildi. Bu, yapının yalnızca Türkiye için değil, tüm insanlık için korunması gereken bir miras olduğunun tescili anlamına gelir. Geçici listedeki statüsü, bilimsel çalışmaların ve restorasyon çabalarının artmasına da katkı sağlamıştır.
Bugün Justinianus Köprüsü: Ziyaretçilerini Bekleyen Sessiz Dev
Sapanca Gölü ile Sakarya Nehri arasındaki bu yeşil koridorda yürüyen bir ziyaretçi, Justinianus Köprüsü’nün taşlarına dokunduğunda, aslında bir imparatorluğun sınır güvenliği kaygısına, bir halkın adlandırma yaratıcılığına ve bir mühendisliğin bin beş yıllık sabrına dokunur. Köprü hâlâ ayaktadır; altından Çark Deresi akmaya devam eder. Yakınında modern yollar, kafeler ve yerleşimler yükselse de, bu taş kemerler kendi zamanının içinde, vakur ve sessiz bir şekilde durmaktadır. Justinianus’un köprüsü, sadece bir geçit değil, aynı zamanda bir zaman tünelidir.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi