Mersin’in doğal ve tarihi hazineleri, sahilin hemen gerisindeki yamaçlarda ve yaylalarda saklanmaya devam eder. Erdemli ilçesi sınırlarında, denizden birkaç kilometre içeride, yemyeşil makilikler arasında aniden beliren devasa bir obruk ve onun çevresine kurulmuş antik bir yerleşim, ziyaretçilerini bekler: Kanlıdivane Ören Yeri. Burası, sadece arkeolojik kalıntılarıyla değil, içinde barındırdığı derin doğal çöküntü ve ona dair anlatılan efsanelerle de benzersiz bir atmosfere sahiptir.

Coğrafi Konumu ve Doğal Çerçeve
Kanlıdivane (antik adıyla Kanytelleis), Toros Dağları’nın eteklerinde, verimli bir ovaya hakim bir konumda kurulmuştur. Yerleşimin kalbinde, çapı yaklaşık 90-100 metre, derinliği ise 60 metreyi aşan devasa bir obruk (doğal çöküntü) bulunur. Bu obruk, tıpkı Silifke’deki Cennet ve Cehennem çökükleri gibi, kireçtaşı tabakasının erimesi ve çökmesiyle oluşmuş jeolojik bir oluşumdur. Ancak Kanlıdivane’de bu obruk, antik kentin fiziksel ve sembolik merkezini oluşturmuş, yerleşimin planı bu doğal çukurun etrafında şekillenmiştir.
Tarihsel Kökenler ve Olba Krallığı Dönemi
Bölgenin tarihi, MÖ 3. yüzyıla, hatta daha öncesine dayanır. Kanlıdivane, Olba Krallığı (veya Rahip Krallığı) döneminde (MÖ 2. yüzyıl – MS 2. yüzyıl) büyük önem kazanmıştır. Olba, bölgedeki dini ve siyasi gücü elinde bulunduran bir hanedanlıktı. Kanlıdivane (Kanytelleis) bu krallığın önemli bir kutsal yerleşim yeri ve idari merkezlerinden biriydi. Obruğun kutsal bir anlam taşıdığı, belki de tanrıça Artemis için yapılan kült ritüellerine ev sahipliği yaptığı düşünülmektedir. Yerleşim, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz olarak önemini korumuş, Hristiyanlıkla birlikte piskoposluk merkezi haline gelmiştir.

“Kanlı Divane” İsminin Kaynağı: Efsane ve Gerçeklik
Yerleşimin Türkçedeki ilginç ismi olan “Kanlıdivane” iki bölümden oluşur: “Kanlı” ve “Divane” (deli, çılgın). Bu ismin kökeni hakkında, tarihi gerçeklikle iç içe geçmiş bir efsane anlatılır. Rivayete göre, antik dönemde bu obruk, vahşi hayvanlarla dolu bir ceza çukuru olarak kullanılırmış. Suçlular, krallara veya tanrılara karşı gelenler (“divane” / delice işler yapanlar) bu çukura atılır ve vahşi hayvanlar tarafından parçalanırmış. Bu nedenle çukurun dibi kanla dolarmış, dolayısıyla bölgeye “Kanlı Divane Çukuru” denilmeye başlanmış. Gerçekte, obruğun dibinde vahşi hayvan barındıracak bir ekosistem bulunmamakla birlikte, bu korkutucu hikaye, yerin adeta lanetli ve korkutucu bir aura kazanmasını sağlamış ve ismi günümüze kadar taşımıştır.
Arkeolojik Kalıntılar ve Yapılar
Kanlıdivane, geniş bir alana yayılan etkileyici kalıntılara sahiptir. Obruğun çevresinde ve yamaçlarda şu yapılar açıkça seçilebilir:
-
Sarnıçlar ve Su Sistemleri: Kurak bölgede hayati önem taşıyan su, devasa sarnıçlarda toplanırdı. Obruğun hemen kenarındaki büyük sarnıç oldukça iyi korunmuştur.
-
Nekropol (Mezarlık Alanı): Kentin çevresinde, üzerinde yazıtlar ve kabartmalar bulunan anıtsal kaya mezarları dikkat çeker. Bu mezarlar, Roma Dönemi’nde bölgede yaşayan zengin ailelere aittir.
-
Bazilikalar: Erken Hristiyanlık dönemine ait en az dört kilise (bazilika) kalıntısı vardır. Bunlardan en belirgini, obruğun güneybatısındaki, apsisi ve sütun kaideleri görülebilen bazilikadır.
-
Yazıtlar ve Kabartmalar: Bölge, zengin epigrafik (yazıt) buluntularıyla ünlüdür. Birçok mezar ve kamu yapısında, bölgenin tarihine ışık tutan Grekçe yazıtlar bulunmaktadır. Ayrıca, gemilerin betimlendiği kabartmalar da denizcilikle olan bağlantıyı gösterir.
-
Kale Kalıntıları: Yerleşimin en yüksek noktasında, Orta Çağ’dan kalma küçük bir kale kalıntısı bulunur.

Ziyaret Deneyimi ve Önemi
Kanlıdivane’yi ziyaret etmek, sıradışı bir deneyimdir. Modern dünyanın gürültüsünden uzakta, rüzgarın ve kuş seslerinin hakim olduğu bir sessizlikte, devasa obruğun kenarına yaklaşmak heyecan vericidir. Aşağıya bakıldığında, obruğun dibindeki küçük şapel kalıntısı ve yeşil bitki örtüsü görülür. Kalıntıların arasında dolaşırken, bir zamanlar burada yaşamış Olbalı rahiplerin, Romalı yöneticilerin ve erken Hristiyan cemaatinin izleri hissedilir. Kanlıdivane, doğa ile tarihin, jeoloji ile insan medeniyetinin iç içe geçtiği, efsanelerin topografyaya şekil verdiği özel bir açık hava müzesidir. Mersin’in klasik turizm rotalarının ötesine geçmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir duraktır. Ziyaret için rahat ayakkabılar, su ve güneş koruyucu önerilir.
Yurt İçi Turizm Türkiye Gezi Rehberi