Acelle Yaylası: Sakarya’nın Mantar Cenneti ve Gizemli Suyu

Sakarya’nın Akyazı ilçesi sınırları içinde, Sultanpınar Yaylası’na komşu, ancak ondan tamamen farklı bir karaktere sahip bir yayla daha vardır: Acelle Yaylası. Adı belki dilden dile değişerek gelmiş, belki de eski bir yerleşimin izlerini taşıyan bu yayla, bitki örtüsünün zenginliği, toprağının gizli hazineleri ve ortasından akan derenin oluşturduğu esrarengiz su birikintisiyle Sakarya doğasının en ilginç köşelerinden biridir. Sultanpınar’ın geniş düzlükleri ve huzurlu çayırlarının ardından Acelle’ye adım attığınızda, kendinizi daha vahşi, daha gizemli ve biraz da masalsı bir coğrafyada bulursunuz.

Acelle Yaylası - Sakarya

İki Dünyanın Buluştuğu Bitki Örtüsü: Geniş Yapraklı ile İğne Yapraklının Kardeşliği

Acelle Yaylası’nın bitki örtüsü, onu çevreleyen ormanların ne denli zengin bir geçiş kuşağında yer aldığını gösterir. Burada geniş yapraklı ağaçlar ile iğne yapraklı ağaçlar bir arada bulunur, üstelik bu birliktelik rastlantısal değil, adeta planlanmış gibi uyum içindedir. Kayın, gürgen, meşe gibi geniş yapraklı türler, daha nemli ve gölgeli vadilerde boy gösterirken; sarıçam, karaçam ve özellikle köknar gibi iğne yapraklılar, daha serin ve yüksek kesimlere çekilmiştir. Bu iki orman tipinin iç içe geçtiği alanlarda ise yürümek, adeta iki farklı iklimi aynı anda deneyimlemek gibidir. Bir an güneş geniş yaprakların arasından süzülüp yere benekler halinde düşerken, bir sonraki adımda kendinizi iğnelerin oluşturduğu sık ve yumuşak bir tavanın altında bulursunuz.

Orman İçlerinin Gizli Mücevherleri: Orman Gülü ve Şimşir

Acelle’yi diğer yaylalardan ayıran en belirgin özelliklerden biri, orman içlerinde rastlanan bodur ağaçlardır. Bunların başında orman gülü (Rhododendron) gelir. İlkbahar sonu ve yaz başında, orman gülü pembeden mora uzanan göz alıcı çiçekleriyle ormanın karanlık zeminini âdeta aydınlatır. Ancak bilinmesi gereken bir şey var: Orman gülü nektarından üretilen bal, halk arasında “deli bal” olarak bilinir ve fazla tüketildiğinde baş dönmesi, mide bulantısı gibi etkilere yol açabilir. Yani çiçekleri ne kadar güzel görünse de, arılara özenmeyip kendi başınıza bir şeyler yemeye kalkışmamak en iyisidir.

Bir diğer bodur ağaç türü ise şimşirdir (Buxus). Şimşir, çok yavaş büyüyen, son derece sık ve sert bir odunu olan bir bitkidir. Eskiden oymacılıkta, tarak ve kaşık yapımında kullanılırdı. Acelle’nin ormanlarında şimşir çalılıklarına rastlamak, bu toprakların ne kadar eski ve korunmuş bir ekolojik yapıya sahip olduğunu gösterir. Şimşirin kendine özgü kokusu, orman içinde yürürken burnunuza geldiğinde, o anı uzun süre unutamazsınız.

Acelle Yaylası - Sakarya

Toprağın Altındaki Zenginlik: Kanlıca, Kuzugöbeği ve Daha Fazlası

Acelle Yaylası, mantar severler için adeta bir cennettir. Bu ormanların nemli ve humuslu toprağı, çok çeşitli mantar türlerine ev sahipliği yapar. Bunların en bilineni kanlıca mantarıdır (Lactarius salmonicolor). Turuncumsu rengi ve hafif acımtırak tadıyla tanınan kanlıca, bu bölgede sonbahar aylarında bolca toplanır. Köylüler, sabahın erken saatlerinde sepettir ellerine alıp ormanda kanlıca ararlar; bulduklarında da genellikle tereyağında kavurup yaprak sarmasının yanında ikram ederler.

Bir diğer ünlü tür ise kuzugöbeğidir (Morchella esculenta). İlkbaharda, özellikle nisan ve mayıs aylarında ortaya çıkan bu mantar, görünüşüyle adını hak eder: Şapkası petek petektir, tıpkı bir kuzunun tüylü göbeğini andırır. Kuzugöbeği, dünya mutfaklarında çok aranan bir lezzettir. Acelle’de toplanan kuzugöbekleri, civardaki küçük lokantalarda mevsimine göre bulunabilir. Ayrıca ağaç mantarları da yaygındır. Özellikle yaşlı kayın ve meşe gövdelerinde yetişen kav mantarı gibi türler, hem görsel olarak ilginçtir hem de geleneksel el sanatlarında (kav çakmağı yapımında) kullanılır. Yine de bir uyarı yapmak gerek: Mantar toplamak, uzmanlık isteyen bir iştir. Zehirli türlerle zehirsiz olanları birbirine karıştırmak hayati tehlike oluşturabilir. Bu nedenle, yanınızda bir mantar uzmanı yoksa sadece gözlem yapmakla yetinmek en doğrusudur.

Yaylanın Kalbi: Enişte Deresi

Acelle Yaylası’nın tam ortasında, adeta bir omurga gibi uzanan Enişte Deresi, bu coğrafyanın can damarıdır. Dere, ismini nereden aldığı tam olarak bilinmemekle birlikte, yöredeki bir rivayete göre eski zamanlarda burada yaşayan bir eniştenin tarlalarını suladığı su yolundan gelir. Dere, yaylaya hayat verir; çevresindeki bitkileri besler, yaban hayvanlarının su ihtiyacını karşılar ve en önemlisi, yatağı boyunca olağanüstü doğal oluşumlara ev sahipliği yapar.

Enişte Deresi’nin yatak genişliği, içinden geçtiği arazinin yapısına göre büyük farklılıklar gösterir. Düz alanlarda ve yaylanın açık kesimlerinde, derenin genişliği 8 ila 10 metreyi bulur. Bu kesimlerde su daha yavaş akar, yatağını usulca tarar ve kıyılarında sazlıklar, çayırlar oluşur. Burası, mola vermek için idealdir. Ayaklarınızı serin suya sokabilir, çevredeki kuşları izleyebilirsiniz.

Ancak dere, kayalık arazilere girdiğinde bambaşka bir karaktere bürünür. Burada yatak birden daralır, yer yer 2 metreye kadar iner. Su, kayaların arasından hızla geçer, köpürür, sesi vadide yankılanır. Kayalar, binlerce yıldır akan suyun oymasıyla tuhaf şekiller almıştır; bazıları aşınmış mantar görünümünde, bazıları ise dev bir dalgayı andırır. Bu bölümlerde yürümek biraz daha dikkat ister, çünkü kayalar nemli ve kaygandır.

Büyük Deniz: 60-70 Metrelik Gizemli Su Birikintisi

Enişte Deresi üzerinde, halkın “Büyük Deniz” adını verdiği, adeta efsaneleşmiş bir doğal oluşum vardır. Bu, dere yatağında kaya kütleleri arasında, tamamen doğal yollarla oluşmuş bir su birikintisidir. Uzunluğu 60 ila 70 metre, genişliği ise 3-4 metre kadardır. Derinliği ise tam olarak bilinemez. Yöre halkı, “dibini kimse bulamamıştır” der. Elbette bu bir abartı olabilir, ama suyun öyle bir yeşilimtırak-siyah tonu vardır ki, gerçekten dipsiz bir his uyandırır.

“Büyük Deniz” adı, kulağa biraz komik gelebilir; bir dere içindeki birikintiye deniz demek, tevazuun tam tersi gibidir. Ama o su birikintisine ilk kez baktığınızda, adını neden aldığını anlarsınız. Durgun yüzeyi, çevredeki kayaları ve ağaçları ayna gibi yansıtır; üzerinde yusufçuklar uçuşur, ara sıra bir su böceği halkalar çizer. Işık tam doğru açıyla vurduğunda, suyun içindeki kaya oluşumları ve yosunlar, bir akvaryumu andıran bir manzara yaratır. Yüzmek kesinlikle önerilmez, çünkü suyun soğukluğu ve bilinmeyen derinliği tehlikeli olabilir. Ama kıyısına oturup seyretmek, başlı başına bir meditasyon deneyimidir. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.

Acelle’nin Sessiz Çekiciliği

Sultanpınar Yaylası’na kıyasla Acelle, daha az tanınır ve daha sakindir. Buraya gelenler genellikle kampçılar, mantar toplayıcıları, fotoğraf sanatçıları ve doğa yürüyüşçüleridir. Kalabalık piknik gruplarına pek rastlanmaz. Belki de bu yüzden Acelle, bozulmamış karakterini koruyabilmiştir. Yaylada konaklama için çadır kurulabilir, ancak çöplerinizi mutlaka geri götürmeniz gerekir çünkü düzenli bir atık toplama hizmeti yoktur. Suyunuzu yanınızda getirmeniz ya da Enişte Deresi’nin temiz kaynaklarından doldurmanız mümkündür (ancak kaynağını bildiğiniz bir yer değilse kaynatmadan içmeyin).

Acelle Yaylası, insana şunu öğretir: Doğa, gösterişten hoşlanmaz. O, en güzel sırlarını yavaş yavaş, sessizce ve sabırla bakar. Orman gülünün çiçeğine, şimşirin sıkı yapraklarına, mantarın topraktan başını çıkardığı ana ve “Büyük Deniz”in dipsiz sessizliğine. Sakarya’nın bu köşesi, gürültüden kaçanların, merak edenlerin ve doğayı anlamaya çalışanların sığınağıdır. Kapısı herkese açıktır, ama içeri girenlerden tek istediği, ona saygı duymalarıdır.

Ayrıca bakınız

Karagöl Yaylası - Sakarya

Karagöl Yaylası: Sakarya’nın Oksijen Terapisi

Sakarya dendiğinde akla ilk gelen yerlerden biri, belki de en çok adı duyulanlardan biri Karagöl …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir